- SÜMERLER MÖ 5000 - 2350
- GİYSİ TASARIMI İLKELDİR. KIYAFET KOYUN POSTU VE BİR ETEKTEN OLUŞMAKTADIR. BELE BASİTÇE SARILMIŞ BİR PARÇA, BELDE İÇİ DOLU, KALIN BİR KEMERLE TUTTURULMAKTADIR. ASKERİN ÜZERİNDE DERİ PELERİN, BENEKLİ BİR HAYVAN POSTU MİĞFERİ DERİ OLMALIDIR. KLASİK SÜMER LÜLELİ ETEK BULUNUR
- AKADLAR MÖ 2350-2150
- NARAM-SİN'İN BOYNUZLU MİĞFERİNDEN ANLAŞILABİLECEĞİ GİBİ KENDİSİ TANRI OLMUŞ
- YENİ SÜMER DÖNEMİ MÖ 2125-2000
- LAGAS ŞEHİR DEVLETİNİN YENİ SÜMER KRALI GUDEA GENELLİKLE TİPİK BİR BAŞLIK OLAN GENİŞ ÖRGÜ KENARLI BİR KEP TAKIYOR
- ESKİ BABİL DÖNEMİ MÖ 2000 - 1530
- GUDEA'NIN GİYSİSİ ROMA TOGA'SI İLE BENZERLİK TAŞIR.
- ELAMLI KADIN GİYSİLERİ MÖ 2000'TARİHLENİR. HİNDİSTAN GİYSİLERİ İLE BENZERLİK GÖSTERİR.
- ASUR İMP. MÖ 1000 - 612
- KRALİYET GİYSİSİ TAM BOY TUNİK VE ÜZERİNE GİYİLEN ŞAL VEYA ŞALLARDAN OLUŞUR. BAŞLIK KEÇEDEN YAPILMIŞ ÜST KISMI KONİK FORMDA FES VEYA TARBUS'A BENZEMEKTEDİR. GÜNÜMÜZDE BU BAŞLIKLAR GÜNEYBATI ASYA VE KUZEY AFRİKA'DA GİYİLMEKTEDİR. ASUR KRALLARININ BABİLLİ ÖNCÜLERİNDEN DAHA GENİŞ KEMERLERİ VARDIR.
- KRAL ASUR NASİPAL'İN BAŞLIĞININ ARKASINDAN İKİ PARÇA SARKMAKTADIR. BU SARKINTILI BANTLAR İNFULAE ADIYLA ORTAÇAĞ BATI KİLİSELERİ GİYİMİNDE KULLANILMIŞTIR. ÖZELLİKLE PİSKOPOSLAR MİTRALARININ ARDINDA BU İNFULAE'LERİ KULLANMIŞLARDIR.
- ERKEN SÜMER DÖNEMİ KALIN VE DOLGULU KEMERLER. MESAFE UZAK OLSA DA BU KEMER MÖ 2.YY GİRİTTE KULLANILDI.
- MISIR UYGARLIĞI MÖ 5000 - 332
- KRAL MENES YUKARI MISIR'IN KONİK BEYAZ TACINI TAKMAKTA ETEĞİNİN ARKA KISMINDA ASLAN KUYRUĞU ÇENESİNDE TACINA BAĞLANMIŞ TAKMA SAKALI GÖRÜYORUZ.
- ANTİK MISIR KOSTÜMLERİ KETENDEN YAPILMIŞTIR OLDUKÇA SADEDİR. ERKEKLER SENTİ ADI VERİLEN PEŞTEMAL TARZI KISA ETEKLER, KADINLAR KALASİRİS ADI VERİLEN UZUN TUNİKLER GİYERLERDİ. ANTİK MISIR GİYSİLERİ PEK AZ DEĞİŞİKLİĞE UĞRAMIŞ VE ESKİ TASARIMLAR YENİLERLE BİRLİKTE KULLANILMIŞTIR. İLK DÖNEMDE GİYSİDE ÜÇGEN FORMLAR GÖRÜLMÜŞTÜR. ERKEKLER VÜCUTLARININ ÜST KISMI ÇIPLAK GEZSELER DE KADINLAR NİSPETEN DAHA KAPALI GİYSİLER İLE GÖRÜLMEKTEDİR.
- HER İKİ CİNSİN GİYSİLERİ BİRBİRİNE BENZESE DE KADINLARDA YÜKSEK BEL HATTI, ERKEKLERDE KALÇA HATTI DİKKAT ÇEKMEKTEDİR. KALASİRİS GENELLİKLE KALIN ASKILI DAR BİR TUNİKTİR. ANCAK GÖĞÜS ALTINDAN BAŞLAYAN VEYA BOYUNA KADAR YÜKSELEN VEYA TEK OMUZLU VE UZUN KOLLU MODELLERİNE DE RASTLANILMAKTADIR. GENELLİKLE KADINLAR KALASİRİS ÜZERİNE ŞAL ALMIŞLARDIR.
- TOPLUMSAL KATMANLARA GÖRE ŞEKİLLENEN GİYSİDE MALZEME VE MODEL KATI HİYERARŞİYİ VURGULAMAKTADIR. FİRAVUNUN GİYSİLERİ ALTIN İPLİKLE İŞLİ EN KALİTELİ KETEN İLE YAPILIRKEN SIRADAN HALKIN GİYSİDE KULLANDIĞI KUMAŞ MİKTARI DA KISITLIDIR.
- ERKEK ŞENTİLERİ İLK DÖNEMDE DERİDEN YAPILMAKTAYDI. DAHA SONRAKİ TARİHLERDE KETEN KUMAŞTAN YAPILMAYA BAŞLANDI. ASKERLER ÇİZGİLİ VE RENKLİ KUMAŞTAN YAPILMIŞ ŞENTİLER GİYMİŞLERDİR. MISIR'IN SURİYE'Yİ FETHİNDEN SONRA TUNİK VE ROB'DA ERKEK KIYAFETLERİ ARASINA KATILMIŞTIR. SURİYELİLER MISIR'A GELDİKTEN SONRA DOKUMACILIK İLERLEMİŞ VE İNCE İŞÇİLİKLİ KUMAŞLAR DOKUNMUŞTUR. İLK DÖNEM SADECE KETEN KULLANILIRKEN DAHA SONRA PAMUKLU VE YÜNLÜ DOKUMACILIK YAPILMIŞTIR. SAVAŞÇILARIN GİYSİLERİ DERİDEN YAPILMAKTAYDI.
- KADIN KIYAFETİNDE KORSAJLARIN ALTINA PİLİLİ ETEKLER GİYİLMEKTEYDİ. FİRAVUN EŞLERİ RENKLİ KETENDEN PİLİLİ VEYA BOL KUMAŞ KULLANIMI GEREKTİREN DRAPELİ KOSTÜMLER GİYMİŞLERDİR.
- TAKMA SAÇ EKLEME İLK KEZ BU DEVİRDE UYGULANMIŞTIR. MISIRLILAR PERUK YAPIMINDA ÇOK İLERLEMİŞ UZMANLAŞMIŞLARDI.
- ANTİK GİRİT MÖ 3000-1100
- GİRT'TE KADIN GİYSİSİNDE DİŞİLİK ÖN PLANA ÇIKARILMIŞTIR. ETEKLER EVAZE MODELDEDİR. BELDE İÇİ DOLGULU KEMERLER KULLANILMIŞTIR.
- BELE SIKICA BAĞLANMIŞ KIRMIZI VE BEYAZ RENKLİ KUŞAKLAR, KISA DERİ ETEKLER GİYİM STİLİ ÖRNEKLERİDİR. PANTOLON ETEĞİN İLK ÖRNEĞİ GÖRÜLÜR.
- YILANLI TANRIÇA BEETİMİ GEÇ MİNOS DÖNEMİNE AİTTİR. BU TARZ MÖ 12.YY KADAR DEVAM EDER. KEMER YILAN FORMUNDADIR.
- ANTİK YUNAN MÖ 2000- MÖ 150
- ESKİ YUNAN KOSTÜMÜ BASİT TUNİK TARZI ÜZERİNE KURULMUŞTUR. KLASİK DÖNEMDE KUMAŞLAR YUMUŞAK VE DÖKÜMLÜ OLUP SARILMIŞTIR. SADELİK ESASTIR.
- ASAL PARÇA KİTON HEM KADIN HEM ERKEK TARAFINDAN GİYİLEN BU TUNİK, SOL KOLU ÖRTEREK SAĞ KOLU AÇIKTA BIRAKILARAK SARINILIYORDU. TUNİĞİN BOYU GİYEN KİŞİNİN SOSYLA STATÜSÜNE DAYANIYOR VE DİZDEN AYAK BİLEĞİNE KADAR DEĞİŞİK BOYLARLA FARKLILAŞIYORDU. ÖRNEĞİN BİR İŞÇİNİN GİYDİĞİ BOY KISA İKEN, ARİSTOKRATLARIN Kİ UZUNDU. DAHA LÜKS GÖRÜNÜM İÇİN TUNİKLER BOYANIYOR VE DESENLENİYORDU.
- ANTİK YUNAN DA KİTON DORİK VE İONİK OLARAK İKİYE AYRILIYORDU. DORİK KİTON YÜNDEN, İONİK KİTON KETENDEN DOKUNMAKTAYDI. KETEN DAHA KOLAY KATLANMAKTA BU YÜZDENN TAŞIMA KOLAYLIĞI VE BOYLARI DAHA UZUN OLUYORDU.
- YUNANLI KADINLARIN GİYİMLERİNDE RİTÜELİK BİR HAVA VARDI. GÖĞÜSLERİNE DAR BİR KUMAŞI SARARAK DÜZ BİR GÖRÜNÜM ELDE EDEREK, ÜZERLERİNE TRANSPARAN KUMAŞTAN YAPILMIŞ TUNİK VE SON OLARAK DA ÜZERLERİNE KOLSUZ BİR TUNİK GİYEREK TAMAMLARDI.
- KİTON İKİYE KATLANMIŞ BELDEKİ KEMER KLASİK VE ARTEMİS SUCCİNTA'SI OLARAK ADLANDIRILIR.
- KİTONUN KISALMASI ÇİFT KEMER İLE YAPILMIŞTIR.
- İONİK KİTON ÇAPRAZ BAĞLAMALI GİYİM ŞEKİLLERİ VARDIR.
- DORİK GİYSİ ÜZERİNE YUNANLI KADINLAR KALIN BİR ÜST GİYSİ GİYMEKTEDİR. BU ÜST PARÇA GEREKTİĞİNDE ARKADAN BAŞ ÜZERİNE ÇEKİLEREK BAŞI ÖRTEN BİR PELERİN HALİNE GELMEKTEDİR. BU GİYSİNİN ADI HİMATİON DUR.
- ANTİK YUNAN DA SAVAŞÇILAR DERİ VE METALDEN TUNİK ŞEKLİNDE ZIRHLAR GİYMİŞ. BU ZIRHLARIN ÜZERİNE CHLEMYS ADI VERİLEN PELERİN GİYMİŞLER
- ANTİK YUNAN DA PELERİNLER KİREMİT KIRMIZISI VE KAHVERENGİ GİBİ RENKLERLE YAPILMIŞ. MÖ 5YY MİMARİDE KULLANILAN ÇİÇEK DESENLERİ PELERİNLERDE KULLANILMIŞ
- AKADLAR
- BABİLLİLER
- ROMA
- YUNANLILARDAKİ HİMASYON VE ETRÜSKLERİN TABENNA'SINDAN ETKİLENEREK ORTAYA ÇIKAN TOGA ROMA'DA KADIN VE ERKEKLERİN KULLANDIKLARI EN TANINMIŞ KOSTÜM OLMUŞTUR. TOGA MÖ 6.YY DA KULLANILMAYA BAŞLANAN TOGA ÖNCELERİ PEŞTAMEL'İN DAHA SONRA TUNİĞİN YERİNE GİYİLMİŞTİR. TOGA BİR İNSAN BOYUNUN İKİ KATI OLUP İKİYE KATLANARAK OMUZ ÜZERİNE KOYULMUŞTUR. DAHA SONRALARI TOGA İKİ UCUNUN HER BİRİ DOĞAL KIVRIMLARLA VÜCUDU SARACAK BİÇİMDE KULLANILMIŞTIR.
- MS 100 YILLARINDA TOGA GİTTİKÇE KÜÇÜLEREK ÖNCE PALLİUM DAHA SONRA ŞAL STİLİNİ ALMIŞTIR.
- PENULA İSE HALKIN GİYDİĞİ YÜN VE DERİDEN YAPILAN KALIN BİR PELERİNDİ
- İLK DÖNEMLERDE BARBAR KABİLELER TARAFINDAN GİYİLEN PANTOLONLAR REDDEDİLMİŞ AMA SONRA ASKER VE HALK TARAFINDAN KABULLENİLEREK KULLANILMIŞTIR. ROMA ASKERLERİNİN KUZEY AVRUPA'DA SOĞUK HAVA ŞARTLARINDA SAVAŞMALARI SEBEB OLMUŞTUR.
- ROMALI KADINLAR STOLA DENİLEN YUNAN KADINLARININ GİYDİĞİ KİTONA BENZER BİR TUNİK GİYERLERDİ. STOLA TUNİKTEN DAHA GENİŞ KESİMLİ AYAK BİLEĞİNE KADAR UZANAN VE UZUN KOLLU BİR KOSTÜMDÜ
- GÖĞÜS ALTINDA CİNGULUM VE KALÇA ALTINA SUCCİNTA ADI VERİLEN KUŞAKLARLA BAĞLANMAKTAYDI
- PALLA İSE TUNİ ÜZERİNE GİYİLEN YUNANLILAR DAKİ HİMASYONA BENZEYEN KUMAŞTAN YAPILAN KARE KESİMLİ BİR TÜR PELERİNDİ. BU DÖNEMDE ERKEK KIYAFETLERİ TUNİK VE PELERİN OLMAK ÜZERE İKİ ÇEŞİTTİ. KISA KOLLU TUNİK EVDE UZUN TUNİKLER FESTİVAL DİNİ TÖRENLERDE GİYİLİYORDU.
- ASKERİ ZIRHLAR DİZ ÜSTÜNDE BİTEN ÇİFT KAT PİLİLİ TUNİKLER ÜZERİNE GİYİLMİŞ OMUZLARINDA İSE KORUYUCU NİTELİKLİ BÜYÜK PELERİNLER SAGUM
- BAŞLARINDA PİRİNÇ MİĞFERLER RENKLİ TÜYLER
- ANTİK ROMADA BAŞ SÜSÜ ÇOK ÖNEMLİ TAÇLAR TAKIYORLAR.
- BİZANS
- YUNAN VE ROMA DA OLDUĞU GİBİ BİZANSLILAR SADE TARZDA GİYİNMİŞLER. ÖNEMLİ GİYSİ T ŞEKLİNDEKİ TUNİKLERDİR. BİZANS KONSOLOSLARI 6.YY ORTALARINA KADA TOGA ADI VERİLEN ROMA GİYSİSİNİ KULLANMIŞ.
- TOGA ANTİK ROMA VATANDAŞLARININ ETRÜSK GİYSİSİ TRABEA'DAN ESİNLENİLEREK HAZIRLANMIŞ BİR PELERİNDİR. YÜNLÜ KUMAŞTAN ÖNCELERİ ÜÇGEN BİÇİMİNDEYKKEN SONRAKİ DÖNEMLERDE YARIM DAİRE ŞEKLİNDE KESİLMİŞTİR. YUNAN GİYSİLERİNDEN FARKLILAŞARAK GİTTİKÇE BOLLAŞMIŞ VE ALTI METRE UZUNLUĞUNA ULAŞMIŞTIR.
- İMPARATORLUK VE HANEDAN RENGİ MORDUR.
- ERKEKLER CÜPPELERİNİN ALTINA PANTALON GİYMİŞ. KADIN VE ERKEKLER GİYDİKLERİ AĞIR UZUN VE DRAPELİ TUNİKLER GİYMİŞLER. BİZANS KADINLARI BAZEN TEK BAZEN İKİ ADET ROMA STOLASINI ÜST ÜSTE GİYERDİ. STOLANIN ÜZERİNE PALLA KULLANILIRDI.
- STOLA ANTİK ROMA DA VATANDAŞLIĞA HAK KAZANMIŞ KADINLARIN GÖMLEK ÜZERİNE GİYDİKLERİ KOLLU YA DA KOLSUZ BİR GİYSİDİR. GÖĞSÜN ALTINDAN BİR KUŞAKLA SARILIR, DİĞER BİR KUŞAKLA DA KALÇALARIN ÜZERİNE TUTTURULURDU. İNSTİTA DENİLEN KUŞAĞIN ALTINA DİKİLEN SÜS PARÇA ARKADAN KUYRUK GİBİ SARKAR VE YERE SÜRÜNÜRDÜ
- PALLA ROMALI KADINLARIN GİYDİĞİ GENİŞ PELERİN YUNAN DA PEPLOS ADIYLA TANINIR
- TAYT ŞEKLİNDE PANTALON , KİTON OMUZLARDAN BAĞLANARAK BİRLEŞTİRİLEN BİR TUNİK İŞÇİLER GİYERDİ
- 6. YYA KADAR BİZANS HALKININ BÜYÜ BİR KISMI TOGA KULLANMIŞ DAHA SONRALARI SADECE KONSOLOSLAR TOGA GİYMEYE DEVAM ETMİŞ DAHA SONRA TOGA YERİNİ PELERİNE BIRAKMIŞ
- TOGANON BAŞKA ALTERNATİFİ YUNAN STİLİ CHLAMYS İDİ BU GİYSİ TABLİON DENİLEN VE ÖNÜNDE İŞLİK KARE BİR PARÇA OLAN PELERİN STİLİNDEYDİ
- BİZANSTA ORTA SINIF ERKEKLERİ TUNİCA GİYMİŞ SÜSLÜ YAKASI OLAN VE TUNİKTEN UZUN OLAN TUNİCA KRALIN ÇEVRESİ TARAFINDAN DA GİYİLMEKTEYDİ
- CHLAMYS ESKİ YUNAN DA GENELLİKLE ASKERLERİN GİYDİKLERİ YÜNLÜ MANTO PELERİN UZUN DİKDÖRTGEN KUMAŞ PARÇASININ İKİYE KATLANIP KENARLARININ BİR KOPÇA İLE BİRBİRİNE TUTTURULMASI İLE OLUŞUR. ÖNCELERİ KISA ASKER GİYSİSİ İKEN 6.YY İMPARATORUN MANTOSU OLARAK KULLANILMAYA BAŞLANIR BOYU UZAR.
- PALUDAMENTUM, CHLAMYS PAENULA TÜM VÜCUDU SARAN BAŞTAN GİYİLİP ÇIKARILABİLEN BİR PELERİN TÜRÜ
- CUCULLUS ADI VERİLEN KUKULETAYA BAĞLI KOLSUZ VE KALIN PELERİN, YAĞMURLU HAVALARDA VE SEYAHATLERDE KULLANILIR.
- ROMANESK
- ROMANESK DÖNEMDE ERKEKLER GENELLİKLE ZİMARRA ADI VERİLEN UZUN TUNİĞİ GİYMİŞLERDİR. ÖNCEN AÇIK ZİMARRA YI ÖZELLİKLE BİNİCİLER GİYMİŞLER BU GİYSİ BAZEN DE ORTAÇAĞ SOYLULARI TARAFINDAN AVCILIK GİYSİSİ OLARAK TERCİH EDİLMİŞTİR.
- BU DÖNEMDE CHAPERON ADI VERİLEN SİYAH BAŞLIKLI VE İŞLEMELİ PELERİNLER SOYLULAR TARAFINDAN GİYİLMİŞ, İŞLEMESİZ OLANLAR İSE MEMURLAR TARAFINDAN TERCİH EDİLMİŞTİR
- KADINLAR KALÇAYI İKİ KEZ SARDIKTAN SONRA ÖNCE BAĞLANAN KEMERLER OLDUKÇA ZENGİN İŞLEMELERLE SÜSLÜYDÜ. GİYSİLER GENELLİKLE SÜSLÜ VE DEĞERLİ TOKALAR VE KUŞAKLAR İLE BİRLİKTE KULLANILIRDI. KOSTÜMLERİN ETEKLERİ YERLERE KADAR UZANIR
- SOYLU ERKEKLER İÇİ KÜRK ASTARLI PELERİNLER İLE KOSTÜMLERİNİ TAMAMLAMIŞLARDIR.
- GÜNLÜK GİYSİLERİN ALTINA KİLT ADI VERİLEN PİLİLİ EKOSE ETEKLER GİYMİŞLERDİR.
23 Mayıs 2019 Perşembe
Kostüm Tarihi Ödev
20 Mayıs 2019 Pazartesi
Kostüm Tarihi
1. Bölüm ( 8 Mart 2019 )
- 13,7 milyar yıl büyük patlama ve maddenin evriminin başlaması
- 3,5 milyar yıl canlılığa geçiş ve tek hücreliler
- 1,2 milyar yıl cinsel yolla üremeye geçiş
- 700 milyon yıl ilk hayvanlar
- 200 milyon yıl eski (arkaik) memeliler
- 60 milyon yıl Primatlar
- 20 milyon yıl Hominoidler
- 15 milyon yıl kuyruksuz iri maymunlar (ape'lar)
- 5 milyon yıl insansılar Hominidler
- 3 milyon yıl insan cinsi homo ve ilk türü Homo Habilis
- 2,5-2 milyon yıl Homo Erektus
- 1 milyon yıl Düşünen (belki konuşan) insan Homo Sapiens
- 200 bin yıl çağdaş tipte düşünen insan Modern Homo Sapiens
- 2,5 milyar - 15 bin Paleolitik kültür evresi Eski Taş Çağı
- 15 bin - 10 bin Mezolitik kültür evresi Orta Taş Çağı
- 10 bin Neolitik kültüre, asalaklıktan üreticiliğe geçiş
- İ.Ö. 3 bin eşitlikçi ilkel topluluktan, katmanlı uygar topluluğa geçiş
- İ.Ö. 3 bin - İ.S. 1500 tarımcı uygar toplumlar evresi
- İ.Ö. 1500 ve sonrası ticarete, endüstriye dayanan uygar toplumlar
- İçinde yaşadığımız uygar toplum (uygarlık) ancak 5 bin yıllık bir geçmişe dayanır.
- İlkel topluluk 2 - 3 milyonluk geçmişe dayanır. İnsanlık ve insan toplulukları kültürel kalıtı son beyş on bin yıla bakılarak pek de kavranamaz.
- Canlılar homo cinsine gelip üretmeyi öğrenene kadar bitkiler ve hayvanlar üzerinde ''asalak'' gibi avcı ve toplayıcı olarak yaşayacaktır.
- Devrimizi anlayabilmek için birkaç bölüm dalından yararlanırız; Doğa Bilim Tarihi, Arkeoloji, Tarih, Sosyoloji, Tıp ve Anatomi, Fizik ve Kimya
- Paleolitik Kültür ( Eski Taş Çağı)
- Paleolitik 2,5 - 3 milyon yıl öncesine tarihlenir. Ancak üretilen aletler ileri teknoloji ile irdelendiğinde tam tarih söylenememektedir. Paleolitiğin bitip neolitiğin yani günümüzden 10 bin yıl önce başladığı tarih dünyanın farklı yerlerinde farklıdır.
- Paleolitik kalıntılar en eskileri Afrika; en yenileri Avusturalya ve Amerika'dadır.
- Aşağı Paleolitik 3 milyon - 500 bin, Orta Paleolitik 500 bin - 50 bin, Yukarı Paleolitik 50 bin - 15 bin
- Aşağı Paleolitik ( 3 milyon - 500 bin )
- Ateşin denetime alındığı 400 - 500 - 600 bin bu dönemden geçmişi kapsar ve bu dönemde Homo habilis, Erektus, Sapiens'in arkaik tipi girer.
- Eski dünya bitişik 3 kıta Afro-Avrasya denen Afrika - Asya ve Avrupa'da yaşanmıştır. Avusturalya ve Amerika'ya Orta Paleolitikte geçti.
- Araç olarak kendiliğinden şekillenmiş taş parçalarını kullandılar. Çünkü araç yapan insan Homo Faber 3 milyon yıl dolaylarında başlatılır. Kullandıkları aletler kemik, boynuz, fildişi, kamışlar, ağaç dalları bambu çubukları, kıllar, sinirler kullanıldı.
- Orta Paleolitik ( 500 bin - 50 bin )
- Orta Taş Çağı ateşin denetimli kullanıldığı 500 binden başlatılır. 50 bin yıl önce Cro-Magnon'dan önce kapanır. Çünkü avlar Yukarı Paleolitikte bulunur.
- Çin'de Çokutien mağarasında ateş yakmada kullanılan pirit (ottaş) kullanılmış. Bu olay 500 bin yıl önce Erektusun ırkı olan Sinanthropus'un işidir. Bir diğer soğuk kıta Avrupa, Fransa, Terra Amata mağarasında yer ocakları Orta Paleolitik 300 bin yıl önceden kalmadır. Deniz memelilerinin yağı yakılarak aydınlatma sağlandı.
- Çalılıkları, ormanları yakarak tarıma açıldı. Bu ateş sayesinde insanlar soğuk iklimlere doğru yayıldı. Aşağı Paleolitik'te de kullanılan yel setleri kullanıldı. Avlanmada ''geçici kamp'' ve ''temel kamp'' var. Bunlar Doğu Avrupa ve Filistin'de. Bunlar toprağa yerleşme değil yere yerleşme geçici - ilk kez gömü başladı.
- Yukarı Paleolitik ( 50 bin - 15 bin )
- Bu dönemde kültür Homo Sapiens üretimi yeni oluşan Cro-Magnon başladı. Avcılık toplayıcılıkta uzmanlaşıldı. Sürek avları başladı. ( Buzul çağında ) Uzman avcılık - üretici olmayan bir geçiş biçimi ama deneyim kullanılmaya başlandı. Buzul içinde besin depolama ve dinlenme süreleri kullanıldı. İlk kez taşınır ve taşınmaz sanat çıktı. 4. Buzul Çağında Sibirya'dan İskandinavya'ya bir buzul gelgiti oluşur. Bu da tundra ve otlakları oluşturur ve mamutlar artar. Cro-Magnon bunları avlar. Taş uçlu mızrak daha büyük hayvan avcılığı boş zaman üretti. Fransa mağara resimleri bu durumu kanıtlar.
- Musterien Endüstri kesme, delme, oyma gibi işlevleri olan ''birleşik komposite'' amaç endüstrisi, bıçağa sap takıldı, araçlar küçüldü. Bu dönemde hem Neanderthalensis hem de Homo Sapiens birlikte yaşadı. Hatta kemik, boynuz, diş gibi aletler kullanıldı. Mızrak fırlatıcılar sonra da yay ve ok, bizler, oltalar, delikli iğneler. Balık avında ağ dönem sonuna doğru tekneler. Dikiş iğneleri, gömü törenleri için toprak boyası öğütücüleri ve savaş için hançerler. Doğal barınaktan yapay konuta geçiş - hayvan saldırısından kurtulmak için ağaç üstüne yatak ve güneşten korunmak için çardak yaptılar. Orta Paleolitikten kalma yel setleri deri ile örtüldü.
- Solutreyen kültür 22 - 18 bin yılları arasına denk düşer. Söğüt yaprağı denilen ince ve incelikli araçların yontucusudurlar. Estetik kaygısı giyside de görülür. Sıcak tutmasının yanı sıra süslü giysi diktiler. Delikli iğneler sayesinde.
- Fransa'da Dordogne'deki Lascaux Mağarasında kaya resimleri bulunur. 15 - 10 bin yılları arasında Magdalenyan kültürü görülür. Hayvan ve kadın yontucukları geleneğiyle birlikte mağara ve resimi gravürler en parlak dönemini (12 bin) yaşadı. İspanya Altamira mağarası bu kültürün etkisindedir.
- Bu sanatta simetri öne çıkar daha sonraları bu simetri araçların üzerine çizilen - kazılan desenler görülür. Örneğin saplara yontular yapılmıştır. Yukarı Paleolitikte yer alan Venüsler dişilik organları abartılmış şişman veya gebe kadın yontularıdır ve genellikle başları yoktur. Sibirya'nın Buret yerinde fildişine incelikle yontulmuş, hayvan postundan kapişonlu bir kaban giydirilmiş ve yüzü işlenmiş olanıdır.
- Yukarı Paleolitikte kendilerini de süsleyen kına yakma geleneği oradan başlamış olabilir. Beden boyaa henüz gelişmemiş dil döneminde renklerle de kendilerini ifade etme konusunda bir davranış olmalıdır. Kırmızı toprak sihirci-sağaltıcı-sanatçı denilebilecek kimselerin ilgisini çekmiş olmalıdır. O dönemde demir oksitli toprak ''aşı boyası'' her yerde bulunmaktadır. Odun kömürü ile siyah boya, bakır oksit ''malakit'' yeşil renk veren boya. Ocaklarında yanıp kireçleşmiş taşların üzerine su dökmeleriyle oluşacak kireç kaynağı ile beyaz boya elde edilmiştir. Hayvan ve insan yontucukları muska işlevi görmüşlerdir. Yontu bulamayanlar hayvan diş, tırnak, kemik gibi parçalarını muska olarak kullanmışlardır. Kemik boynuz gibi nesneleri kesip ip geçirip bedenlerine bağlarken boncuk keşfedilmiş olmalıdır. Bunlar mezarlardan da alınmıştır. Bu süslemeyi kolye, küpe, hızma, bilezik ve halhal izleyecektir.
- Süslerle Yukarı Paleolitiğin en erken Orinyasiyen kültüründe de 35 - 30 bin yıllarda bile karşılaşırız. Bunlar fildişinden kesilmiş boncuklardır. Yine aynı kültür döneminden Sungir'de iki çocuk ile bir yetişkin gömüsünde binlerce fildişi boncuk görülmüştür.
- Tüm dünya verileri kontrol edildiğinde süslemenin kadından çok erkekte olduğu görülmektedir.
- Yukarı Paleolitik ilk temsilcilerinin Avrupa'da değil Afrika'da ortaya çıkmıştır. Avrupa toplulukları kalıntılarda kaval yerine kullanılmış kaval kemikleri bulunmuştur. İçi oyuk ağaç kütükleri üzerine geçirilmiş derilerle vurmak için sazlar yapılmıştır.
- Döğmelerinin somut kanıtı Neolitik döneme ait Tirollerde 4 - 5 bin önce donarak buzul içinde kalmış Ötzi'den bulunmuştur. Bu olgu aşağı Paleolitiğe dayanmış olabilir.
- İlkel Topluluktan Uygar Topluma Geçiş
- Mezolitik Orta Taş Çağı Avrupa'da İÖ 15 - 10 bin yıllarını kapsayan bir dönemdir. Vürm adı verilen adı verilen Dördüncü Buzul çağının sona erişini izleyen bin yılların oluşturduğu katmanlarında önceki katmanlardan daha farklı araçlarla karşılaşılmaktadır. Bunlar daha öncekilere oranla daha küçük sonrakilere göre az cilalanmış araçlardır. Bunlar küçüktüler ama kompozit araçların parçalarıydılar. 4. Buzul çağı çekilmeye başladığında Avrasya'da ormanlar oluştu. Otlaklar yok olunca iri memeli hayvanlar kuzeye çekildi. Onları izleyen topluluklar günümüze dek uzanan kültürlerin kurucuları oldular. Deniz avcısı Eskimoların, kara avcısı Sibirya Yakut Türkleri ve Tunguzlar ile yarı evcil yarı yabanıl ren geyiği sürüleri güdücüsü Lapların ana atalarını oluşturdular. Büyük sürek avından küçük ava geçildi.
- Bir zamanlar Anadolu'ya kadar inen buzulların çekildiği yerlerde ve daha güneyde kuzeye oranla kurak ve çorak bir iklim gelişti. Yoğun ve yüksek otlu tunduralar ormanlar yerine tohumundan bir yıl içinde hasat olunabilecek tarım toprakları oluştu. İri hayvanlar yerine yabani koyun, yabanil keçi, ceylan gibi hayvanlar türedi. Toplayıcılığın ağır bastığı bir avcı toplaycı yaşam başlatıldı. Böylece Neolitikte bitkilerin ve hayvanların evcilleştirilmesine varacak yola girilmiş oldu.
- Böylece araçlar da değişime uğradı. Su avcılığının artan önemine uygun olarak balık ağlarının ve içleri yakılarak oyulmuş ağaç gövdelerinden yapılmış kanoların kalıntıları zamanımıza kalmıştır.
- Mikrolitler bir sapla birleştirildiğinde bıçak olur. Sümerler obsidyen yongalarıyla traş oluyorlardı. Yay Paleolitiğin sonlarına doğru veya Mezolitikte icat edilmiştir. Yay matkap yerine de kullanılmıştır. Avcılar canlarını tehlikeye atıp hayvana yaklaşmadan avlanabildiler. İlk kez doğa taklit edilmeden yapılmış bir araçtır. Amazon (a-mazon) yunanca memesiz demektir. Mitos'a göre yayı daha güçlü gerebilmek için göğüslerinden birini kestiren sanal kadınlar gurubudur. Keskin mini taşların yan yana dizilmesiyle ilk oraklar yapıldı. Kesilen ekin saplarındaki silisyum taşı çiziyor ve sürekli biliyordu.
- Mini taşların yanı sıra iri taşlar tahıl öğütme ve değirmen olarak kullanılmıştır. Bazı kurt türleri evcilleştirilip zamanla köpeğe evrilmiştir. Canis Familiarus Canis lupus türüdür.
- Kurtlar leş yiyicidir ancak insan avcılığa geçince insana adım adım yaklaşmış olmalıdır. Aztekler de onları yemek için beslemiştir. Kurt kendiliğinden evcilleşmiştir Bu olay daha büyük hayvanları evcilleştirmeye yönlendirmiştir.
- Bu dönemde mağara resimleri gibi görsellikler azalır. Büyük olasılıkla iklimsel değişim mağaraya mahkum etmedi veya pek boş vakitleri olmadı. Azilyan Kültür denilen dönem sanatı nehirlerdeki taşlar üzerinde çok sadeleşmiş olarak görülür. 236 Mezolitikte gömü ve gömü armağanları artış göstermiştir.
- Dönemin geçim biçimi 1) Tekil avcılık 2) Balıkçılık 3) Yabanıl tahıl toplaycılığı. Teki avcılığın kanıtı uzun evler değil küçük teki evlerdir. Yabanıl devşiriciliği ZÖ 13 bin yılda Ortadoğu'da başlamıştır. Yabanıl tahıl devşirme sonucu Ortadoğu'da onlarca kulübeden oluşan köycükler saptandı. Bu örnekler Avrupa'da Tuna boylarında yaşamış Azilyan kültürü; Afrika'da Nil'in boyunca Hartumla Mezolitik toplumlar, Doğu Akdeniz kıyılarına yakın Natuflu kültür toplumlarıdır.
- Avrupa'da Yukarı Paleolitik Magdelanian kültürler ZÖ 12 - 11 bin yıllarda Azilyan kültüre dönüşmüştür. Mağara resimleri neredeyse yok olmuş, çakıl taşları desenlenmiştir.
- Mezolitik yerleşmeler arasında; Doğu Akdeniz'den Güney Anadolu'da Kuzey Mezopotamya'dan İran'a, Afganistan'a oradan Orta Asya'ya kadar yabanıl tahıl açılımı gözlenmiştir. ZÖ 11 - 9 ( İÖ 9 - 7) bin yılları arasında Preneolitik yerleşkeler bulundu.
- Doğu Akdeniz'de Natuf yerleşkesinden Natuflu kültür bölgeleri çıkarıldı. İÖ 10 - 8 bin yılları arasında yerleşik yaşama geçmiş kültür bulundu. Yabanıl tahıl bölgelerinin oluştuğu görüldü. Gazel evcilleştirmeciliği denenmiş olabilir. Evler yuvarlak tabanlı küçük evlerdi.
- Neolitik Devrim
- İnsanın bitkiler ile hayvanlar dünyasında egemenliği Neolitikle başlamıştır. İnsanlığın asalaklıktan üreticiliğe geçirmiştir. Buzul çağı öncesi ZÖ 12 - 10 bin yılları arasında Kuzey yarımkürede 30 - 40 derece enlemler arasında yabanıl tahıl başlamıştır.
- Mezolitikte yabanıl tahılların önce başakları elle toplanmış sonra da devşirme başlamıştır. En önemli özelliği saklanabilmesi depolanabilmesiydi. Kazara yere dökülen tohumlaın sulak alanlarda verimli gelişimi dikkat çektir. Bu dönem ön tarımdır. Ancak başakların kırılıp tahılın tarlaya dökülmesi veya iri taneli başakları seçerek ekim yapmak önemli bir işti. Daha sonra taneleri kabuklarından ayırma sorunu ve ateşte alazlandı. Günümüzün kavurgası oradan kalmış olmalı.
- Bir diğer yol başakları suya yatırmak, taneler suyu emince şişip kapakları çatlıyordu Bu yöntemin yan ürünlerinden biri ısı uygunsa germinasyon gerçekleşmesi. Tanedeki karbonhidrat dönüşüp malt şekeri oluşumu ve bunun fermantasyonu ile alkol oluşuyordu. Alkolü buldular.
- Önce arpa ve buğday türleri evcilleştirildi. Doğal yetiştikleri ortamlardan uzaklaştırıldıklarında ve sulu tarım uyguladıklarında tohumlar mutasyona uğradı.
- Sonuçta ekmeklik buğdaya ulaşıldı. Türün iyileştirebilmesi hayvanlar üzerinde melezleştirerek uygulandı. Bu evcilleştirme eylemi Batı Asya habitatında yetişen baklagiller
12 Mayıs 2019 Pazar
20. yy. Batı Sanatı II ( Final )
6. Bölüm ( 25 Nisan 2019 )
- Yeni Gerçekçilik ( Fransa )
- Bu akım Pop Art'ın fransa ayağı olarak da düşünülür. Aslında Yeni Gerçekçi sanatçıların amaçları Pop Art'dan farklıdır.
- Yves Klein ile bilinen bir akımdır. Fransa'da avangard eğilimi içinde resimleri mavi'dir. Yves Klein mavisi olarak da geçer. Resimlerinde bu maviyi hep yinelemiştir. Yves Klein mavisi olarak tescillidir. Performans ve fotoğrafta kullanıyor.
- Yeni gerçekçiler aslında boyasal resim dışında resimsel mekan farklı arayışlar farklı malzemeler kullanan modern kentin yaşamını konu olarak belirleyen bir avangard sanat akımıdır.
- İlk sergi Milano'da 1960 yılında açıyorlar. Fransız eleştirmen Pierre Restany'in girişimi ile Yves Klein elinde diğer başka sanatçıların katılımı ile kurulan fakat çok kısa süren bir akımdır. 1963'lere kadar sürmüştür. Bazı sanatçılar vardır üretimleri ile akımı aşar. Yves Klein onlardan biri olur. Başka sanatçılar da vardır.
- 1960 yılında yayınlanan manifestolarında; Modern doğanın yarattığı duygulanımlardan gerçekliklerden söz eder. Modern doğadan kastettiği ise fabrika, kent, kitle iletişim araçları, bilim ve teknolojidir. Bunlar kendilerinin tabiridir.
- Burada modern yaşamın gerçekliği önemlidir. Pop Art'dan farklı olarak Pop Art kitle iletişim araçlarından esinleniyordu. Güzel sanatlar ile kitle iletişim (tasarım) araçları arasındaki sınırları ortadan kaldırıyordu. Bu sanatçılar aslında sanatın içinde kalıyorlar. Amaçları sadece kitle iletişim araçlarından yola çıkarak sanat çalışmaları üretmek değil. Yeni duygulanımlardan yeni gerçekliklerden bahsediyorlar. Sanatı da onun bir aracı olarak düşünüyorlar. Popüler imgeler, buluntu nesneler, tüketim malları, asamblajlar gerçekleştiriyorlar. Air brush gibi geleneksel olmayan teknik ve end. malzemeleri kullanıyorlar. Ancak yöntemleri ve vardıkları sonuç Pop Art'dan farklı.
- Pop sanat kitle kültürü ve tüketim toplumu işleri hem malzemesi hem de konusu yapmıştı. Oysa Yeni gerçekçilerin tüm etkinlikleri özellikle varoluş ile ilgilidir. Bazen metafizik'e kayar. Varoluş gelip geçicilik, raslantısallık, yaşanılan anı sahiplenme, o an, günlük yaşantının şiirselliği, gelip geçiciliğin bilinci gibi daha varoluş ile ilgili soruları var.
- 1960 yılında yayınlanan manifestolarında kurumsallaşmış tüm söz dağarcıklarının tüm dillerin ve üslupların tükendiğine, kemikleştiğine dikkatı çekiyor. Ona göre geleneksel ifade biçimleri artık yetersizdir. Tuval resmi miadını doldurmuştur. Yeni gerçekciler onun yerine gerçeğin kendisini o anlamda yaşama bakıyorlar. Modern kent yaşamına bakıyorlar. Fakat bu gerçeklik kavramsal ya da düşsel özellikle klein için süreçlerin prizmasından geçilerek ulaşılan bir gerçeklik bir anlamda. Aynı zamanda sosyolojik bir gerçeklik çünkü çer çöp sanatı içinde yer alır. Sosyolojik bir gerçeklik vardır. Nesneler seçilir, afişler yırtılır, çöplerin yemek masasının artıklarının cazibesi vardır onlara göre. Mekanik heykeller yapılır. Dolayısıyla sanatçılar farklı bir duyarlılık peşindeler. Nesnellik ve bireysellik arasında kurulan mesafede bu sanatçılarda artık yoktur. Resmin yeni gerçekçileri dünyanın kendisini bir tür resim gibi gördüklerini evrensel anlamda önem taşıyan kesintilerini kendilerine mal ettiklerini belirtir. Diğer önemli bir özellikte kamusal mekan ile etkileşime girmek için stratejiler geliştirmektir. Özellikle afiş sanatçıların örneklerinde göreceksiniz.
- Yeni gerçekçilik çer çöp sanatı Duchamp'ın çalışmalarına yakın durduğunu. 1961 yılında Paris'de Dada'dan 40 derece yüksekte adlı bir sergi düzenliyorlar. Bu sergide Duchamp'ın hazır nesne kavramını Yeni gerçekçi sanatçıların yeniden yorumladığını belirtiyor. Modern dünyada Duchamp'ın hazır nesneleri yeni bir anlam kazanmaktadır. Kente, sokağa, fabrikaya, kitlesel üretime ait doğrudan bir ifadenin tercümesidir. Sıradan nesneye yönelik bu sanatsal vaftiz tipik bir Dada eylemidir. Hazır buluntular ve nesneler artık Dada'da olduğu gibi olumsuzlama bir karşı çıkma, anlamsızlama, şok etme için devreye girmiyor. Sanat yeni bir gerçeklik için devreye giriyor. Bu anlamda Dada'dan Duchamp'tan farklı. Her ne kadar kendileri Duchamp'ın hazır nesnelerinden yola çıktıklarını söyleselerde. Duchamp aslında sanatçılara tepki duyuyor. Ben insanların suratına fırlatmıştım bu hazır nesneleri üretirken amacım oydu diyor. Fakat onlar bir estetik buluyorlar benim nesnelerimde demişti.
- Yves Klein 1958 yılında Paris'de bir sergi gerçekleştiriyor. Adı boşluk. Sergide hiçbir şey yok. Bomboş bir mekan, mekanda sadece kendisi var. Dolayısıyla kendisi ile dolu bir mekan var. Sanatçının takım elbisesi ile izleyiciyi karşıladığı. Bu sergi içinde özel bir içecek hazırlamış. O içecek mavi renkte bir kokteyl. Bu mavi renk Yves Klein için pür, saf ruha açılan dünyayı sembolize ediyor. Bu kokteylden içenlerin bir hafta boyuncada idrarının mavi renkte akması düşünülmüş. Öyle bir planı var. Onun çalışmasını içen bir izleyici adeta içselleştiren bir izleyici bahsediyoruz. Aslında sergide o kokteyl dışında sanatçının sadece kendi varlığı ile dolu, varoluş varlık yokluk meselesi. Mevcudiyet na mevcudiyet meselesi Yves Klein için önemli konulardan bir tanesidir.
- Monokrom tek renk tuval mavi, çok güzel bir mavidir. Pürüzsüz atmosforik bir mavi aslında. Tahta üzerine yağlı boya. Tüm bir galeriyi bu mavi tuvaller ile doldurduğu biliniyor. Hatta sergisinde her biri aynı boyutlarda her birine ayrı fiyatlarda veriyor. Uluslararası Klein mavisi olarak da bu maviyi tescilliyor. Mavi renk yoluyla maddi olmayana sonsuz ulaşmayı amaçladığını belirtiyor. Dolayısıyla bir anlamda soyut resim. Monokrom, mavi, sonsuzluk. Bir anlamda da sanatçının ilgilendiği soyut sanat da değil. Sanatçının kendi varoluşu sanatı için önemli.
- Yves Klein, Performans, 1960
- Yves Klein, Uçan İnsanlar, 1961
- Yves Klein, Kefen
- Yves Klein, Mavi Süngerli Rölyef, 1958
- Yves Klein, Boşluğa Atlayış, 1960 ( Fotoğraf ) *
- Arman, Dolu, 1960 *
- Arman, Büyük Burjuva Reddi, 1960
- Arman, Kokteyl, 1966
- Arman, Çark Akümülasyonu, 1964
- Arman, Eldiven Gövde, 1960 *
- Arman, Traş fırçalı Venüs, 1966
- Arman, Çimento içine gömülmüş parçalanmış gitar, 1973 ***
- Jean Tinguely, New York'a saygı, 1960
- Jean Tinguely, Baluba III, 1961
- Cesar, Sarı Kübik, 1961
- Daniel Spoerri, Dorothy Prodlerin akşam yemeği, 1964
- Daniel Spoerri, Hahn'ın akşam yemeği, 1964
- Martial Raysee, O, 1962
- Martial Raysee, Tatlı ve Basit bir resim, 1965
- Raymond Hains, Yırtık Poster, 1959
- Jacques de la Villegle, Les Triples de Maillot, 1959
- Mimma Rotella, Karnaval, 1965
- Niki de Saint Phalle, Nanas, 1965
7. Bölüm ( 2 Mayıs 2019 )
- Kavramsal Sanat
- Joseph Kosuth, Bir ve üç sandalye, 1965
- Minimalist sanatçı Soul David, Düşünce, imge ve nesnenin önünde
- Sanat yapıtının ne olduğu değil ne ürettiği önemli
- Farklı mlz, Fotoğraf, Dil, Arşiv mlz, Video kullanabilirler
- Frank Stella
- Joseph Kosuth, Düşünce olarak sanat düşüncesi, 1966
- Joseph Kosuth, Su ,1966
- Joseph Kosuth, Temiz, Kare, Cam, 1965-67
- Sol Lewitt, Kırmızı Kare, Beyaz Harfler, 1963
- Daniel Buren, İsimsiz, 1969
- Daniel Buren, Paris Metrosu, 1973
- Daniel Buren, Buren Sütunları, 1986
- Hans Haacke, Buğu Küpü, 1963-65
- Hans Haacke, Shapolsky ve arkadaşları Manhattan gayrimenkulleri gerçek zamanda bir sistem, 1971
- Art and Language, Katalog 001, 1972
- Mel Bochner, Dil Saydam değildir, 1970 Language is not Transparent
- Lawrence Weiner, Çok sayıda renkli nesne, çok sayıda renkli nesneden oluşan bir dizi oluşturmak için yanyana dizildi, 1979
- John Baldessari, İşaret etmesi söylenen kişi, 1969
- John Baldessari, Yakma projesi, 1969
- John Baldessari, Öykü sanatı ve diğer kısa öyküsü, 1972
- Bruce Naumann, Yaşam-Ölüm, 1983
- Bernd and Hilla Becher, Anonim Heykel serisi, 1988
- Bernd and Hilla Becher, Bir evin sekiz görünümü, 1962-71
- Ed Ruscha, Sunset Strip'deki her yer, 1966
- On Kawara, Bugün serisinden, 1973
8. Bölüm ( 16 Mayıs 2019 )
- Arazi Sanatı
- Doğada yapılan 1960'lar sonu arazi sanatı Amerika'da başlıyor. Müze içine girince toprak sanatı
- Toprak sanatı ve Arazi sanatı kullanılır. Sanatçıların doğaya bakışı söz konusu. Temsili doğa yok.
- İki nokta; Sanatın metalliği ( alınır satılır ) sorgulanıyor.
- Richard Smithson, Spiral Dalgakıran 1970, örneğin alınamayacak boyutta ve lokasyonda. Temsiliyet yerine gerçeklik. İkinci olay ekonomik hareket, hippiler ile yayılması.
- Önemli, Stoneage gibi, tüülüs gibi arkeolojik kalıntılar da etkili
- Doğanın süreçleri de önemli geniş araziler gerekli. Amerika coğrafyası uygun. Manzaranın tanım genişletiliyor. Alışılagelen mekanlardaki doğa temsili yerine manzara gerçek oluyor.
- Fotoğraf ve video ile belgeleniyor. Öyle noktalardaki izleyici bulamıyor.
- Richard Smithson heykelin tanımını dönüştürüyor.
- Göl, çalı, çırpı, ayna vb. endüstriyel malzemeler kullanıyor. Organik ve organik olmayan malzemeler ile diyalektik yaratılır.
- Smithson kendi işini denetlerken vefat ediyor. Açık alan heykeli olarak tanımlanabilir. 7000 ton toprak, Kaya ve Tuz taşıyarak doğaya ekleme yapmıştır.
- ''Entropi'' kavramı döngüselliğini kurgular. Diyalektik End. alan ile organik alan arasınada gerilim yaratır.
- Malzeme ve fikir coğrafyadan alınıyor.
- Sanatçıya göre ''zarar gören yerlerin onarılması için sanat öneri getirir''
- Çevrebilimci ve mühendis birlikteliğinden bahseder
- Aynalı Kumtaşı, 1969
- End. malzemesi olan ayna ile kumtaşı arasında bir diyalog arar. Köşede yer alan iş minimalist biçim dilini kullanarak kendi içeriğini getirmiştir. Modern bir dünya sembolizmi yaratan ayna; rastgelelik gösteren kumtaşları ile ilişkide. 4/4 alana dönüşüm Minimal yineleme yapıyor.
- Richard Smithson, Kaya Tuzu ve Kare Ayna, 1969
- Aynalı bir dikdörtgen yüze üzerinde kaya tuzları Organik ve inorganik ilişki üzerine Galerinin sıcağı içinde çözünen tuzlar ile doğada işleyen süreci taşır.
- Richard Smithson, Kapalı Aynalı Kare, 1969
- Tümülüs tepe ortasında ayna bulunur.
- Sanatçının bu çalışmaları dışında Anonsite çalışmaları var. Bir yer olmayan anlamındadır.
- Richard Smithson, Bir yer olmayan ( a nonsite ), 1968
- Doğada değil de mekanda gerçekleştirdiği içeriğini doğadan aldığı yerleştirmeleri için bunu kullanıyor. Duvarda ya bir yerin fotoğrafı ya da krokisi yer alıyor. Zemin de de kutucuklar yer alır. İçerisinde toprak ya da kaya vardır.
- Bir kroki, fotoğraf, harita yer alır. Kutular içinde doğa malzemeleri. Dış mekan ile iç mekan arasında ilişki kurar. Mekanın temsili ve gerçeklik var.
- Anonsite Kavramsal Sanat yani; ''soyut kapsayıcı'' olarak düşünülmeli. Doğa nedir? Mekan nedir? Mekan dendiğinde üretim söz konusu. Kültür ile doğa arasında gerilim bir karşıtlık üzerine işler. Dışarıdan eksiltme (aldığı taş) galeride çoğaltma-ikililiği
- Performans diyebileceğimiz çalışması da var.
- Richard Smithson, Asfalt boşaltma, 1969
- Jeofizik ilişkisi yerçekiminin karşı konulmazlığı, bu çalışmalar fotoğraflar yolu ile ulaşır.
- Michael Heizer, Yerinden edilmiş ve yeniden yerleştirilmiş kitle, 1969
- Heykelin anıtsal bir formla soyut heykel anlayışıyla buluştuğu arazi sanatı içinde yer alıyor. Doğanın büyüklüğünü kültürün doğaya yaptığı eklemelerle gündeme taşıyor. Mısır büyük taşlarına gönderme, en iyi fotoğrafla bunu çalışmaları yapar. Bir felaketle taşın çukura düşmüş hali. Sanatçı yeri betonla kaplıyor onun içine kayayı koyuyor.
- Michael Heizer, Çift Negatif, 1969-1970
- Buldozer ile 240 bin ton taş ve kum çıkarılmış bir eksiltme var. Çok sayıda fotoğrafla bakış açısı, perspektif, ışık çok önemlidir. Amacı etkiyi en dramatik biçimde ulaştırmaktır. Doğaya dokunması daha sert ama doğadan kopmaz. Bir boşluk sergilemiş olur.
- Michael Heizer, Kompleks bir şey, 1972
- Burada çimento, demir, toprak var. Bir çeşit ambar gibi. Hem bir mimariye benziyor hem de benzemiyor. Oraya ait değilmiş gibi mimari form.
- Denis Oppenheim, Yıllık halkalar
- Kowboy kültürüne gönderme, hayvanlar üzerindeki damgalar, çiftçilerin yıllık çalışma planlarına gönderme. Biçilmiş otlara form
- Denis Oppenheim, Damgalanmış Dağ, 1969
- Mahsülün gelişmesine engel olacak bir eylem gerçekleştirmiş oluyor.
- Nancy Holt, Taş Hücre: Kaya Halkaları, 1977-78
- Washington Ünv. kampüsünde gerçekleşen bir çalışma, Stonage akla getirecek çalışmalar. Taş hücresi ile ona gönderme yapıyor. Farklı perspektiflerden gölgeler oluşuyor. Bir heykel bir anıt gerçekleştiriyor. Kil taşı kullanıyor. Doğal bir malzeme
- Christo ve Jean Claude, Paketlenmiş Kunsthalle, 1968
- Belli mimari formları paketler. Bir kumsal paketleniyor.
- Christo ve Jean Claude, Paketlenmiş Pont Neuf, 1985
- Romantik bir manzara da vardır. Köprüyü kaplıyor. Yaşadıkları kente farklı bakma var. Kullandığı mlz.ler doğaya uygun.
- Christo ve Jean Claude, Çevrelenmiş adalar, 1980-83
- Monet Nilüferler resmine gönderme, Miami de adanın çevresini kırmızı kumaşlarla kaplıyor. Romantik manzara
- Christo ve Jean Claude, Perdeler
- Christo ve Jean Claude, Şemsiyeler, 1991
- Japonya da şemsiyeleri büyük bir ovaya yerleştiriyor. Doğaya bir ek
- Sanatçıların belli bir fikri var. Onu yineliyorlar farklı varyasyonlarla
- Richard Long, Bolivya, 1972
- Bu sanatçı doğada uzun yürüyüşler yapıyor. Bu yürüyüşlerinin izini sergiler. Genelde siyah beyaz fotoğraf olarak. Burada çölde yaptığı yürüyüşte yola çalılar bırakıyor. Dolayısıyla izini bırakmış oluyor doğaya.
- Richard Long, İrlanda da bir çizgi, 1974
- Kayalar ile yol oluşturuyor bir ekleme ama doğadan da kopmuyor
- Richard Long, İrlanda da bir çember, 1974
- Taşlarda bir daire formu
- Richard Long, Kırmızı Taş Çemberi, 1980
- Galeri mekanında da enstalasyon gerçekleştiriyor doğadan aldığı formları galeriye getiriyor
- Richard Long, Alp Çemberi, 1980
- Alplerden topladığı malzemeleri galeriye getiriyor.
- Biçim olarak minimalizm fikir olarak minimal değil bir doğa yürüyüşünde topladığı malzemeler o malzemeler ile galeri mekanında bir yerleştirme. Sanatçı çalışmalarını dünya üzerinde bulunmakla ilgili olduğunu söylüyor. Çalışmalarını özel olduğu bireysel olduğu bir yandan da kamusal olduğunu çünkü doğadan galeri mekanına taşınıyor. Dolayısıyla kamusal bizimde görebileceğimiz eyleme dönüştürmüş oluyor.
- Walter de Maria, Las Vegas çalışması, 1969
- Nevada da çölde bir yol açıyor.
- Walter de Maria, Işıklandırıcı Alan, 1971-77
- Doğanın performansa dönüşecek şekilde şimşek çakmalarını gerçekleştiriyor. 1 km.lik alana 400 paslanmaz çelik tel dikmiş. Kapalı hava da etkileşime geçecek bu tür şimşekler oluşacak. Performansı izleyicileri için kütük hazırlanmış.
- Walter de Maria, Toprak Odası, 1977
- Odayı sizin giremeyeceğiniz şekilde toprakla dolduruyor. Giremiyorsunuz ama toprak kokusunu yoğun hissediyorsunuz. Kent merkezinde galeride sanki bir yandan doğanın içerisine girebiliyorsunuz ama bir yandan da giremiyorsunuz. Sanatçı bunun eleştirisini getirmiş. Toprağı kentte deneyimliyoruz siz de ancak bu kadar deneyimleyebilirsiniz kokusuyla ve görüntüsüyle diyor.
- Ana Mendieta, Silüet Serileri, 1973-1978
- Kübalı feminist sanatçı, Avrupalı Amerikalı bir sanatçı olmadığı için kendi ötekiliğinin de farkında. Doğayı kadının doğurganlığı ile ilişkilendiriyor. Doğayı kendi bedeniyle işaretliyor. Onu da doğaya bırakıyor. Bedeninden otlar fırlamış. Bir yanda öteki olmanın getirdiği şey haritalar sınırlar çiziyor sanatçı o sınırların kendine ait olmadığını söylemiş oluyor. Kendi bedenini sınır yapıyor. Ben doğada özgür biçimde izimi bırakıyorum diyor.
- Arte Povera
- Yoksul sanat italya'da ortaya çıkıyor. Genç sanatçıların Amerika da Avrupa da olan kavramsal sanatı yakalama isteği. 1962'de bir sergi düzenliyorlar. Akımın başlıca özelliği İtalya da rönesans, barok ve akademik sanat çok baskın sanatçılar o mirası bir yandan reddediyorlar.
- Pistoletto, Paçavralar içinde Venüs, 1967
- Buluntu kumaşlar elbiseler bir yığın halinde Venüs'te doğrudan paçavralara bakıyor. Akımın en temel özelliği yoksul sanat, yoksul tiyatro dan geliyor. Polonyalı Grotowski'nin yoksul tiyatro kavramını ödünç alıyor. Akımın sözcüsü Celant yoksul sanatı ödünç alıyor.
- Doğal malzeme önemli, gelip geçicilik önemli
- Topluluğun sözcüsü Celant ola gelen sanat pazarından ve kurulu güç temelinden bağımsız bir sanatı savunuyor. Yoksul sanatı o anlamda kullanıyor. Bir yandan metaforik. Gelip geçici olmak, estetik sınırları aşmak, farklı malzemeler kullanmak italyan sanatçılar için önemli.
- Celant sanatçıların doğa öğelerini vurgulayan ya da değiştiren imgeler yaratan birer simyacı gibi görüyor. Ona göre sanatçı doğal öğelerle ilişkiye geçmeli o dağal öğelerin bir parçası olmalı. Sanat yaşam sanatını öğrenmek için deneysel bir durumdur. Bakır, ırmak, su, kar, hava, taş, elektrik, uranyum, gökyüzü gibi yaşayan malzemleri molekülleri düzenleyen bir simyacı. Gündelik mlz. sıradan mlz.yi dönüştüren bir sanatçı. Sanatçı entellektüel ressam ya da yazar durumunu bir kenara bırakarak yeniden duyumsamayı, nefes almayı, yürümeyi, anlamayı ve kendini yeniden yaratmayı düşünen kişidir.
- Sanatçıların deneysel bir tarzı var. Estetik kaygıların ötesinde her çeşit mlz kullanıyorlar. Sıradan kumaşlar, ayna, neon ışıkları, gazete, toprak, çalı çırpı, ağaç gövdesi, heykeller
- Pistoletto, Paçavralar içinde Venüs, 1967
- Meşruiyet kazanmış Venüs heykelinin alaşağı edilmesi,
- Jannis Kounellis, 12 At, 1969
- Bu akımın en iyi sanatçısı en bilinen çalışması galeri mekanını ahıra dönüştürüyor.
- Sanatın alınan satılan bir nesne olmasına tepki olarak gerçekleştirilen bir yerleştirme. Atlar enerji ve gücün sembolü. At resim sanatında çok önemlidir. Artık temsil yok gerçek atlar var. Dolayısıyla suni, gerçek olmayan, insan yapımı yapay bir sanat varsa Jannis Kounellis de o sanata karşı onun yerine kendisi gerçek atları getirip galeriyi ahıra dönüştürebilecek şekilde sergileyebiliyor.
- Jannis Kounellis, Pamuk Heykel,1967
- Burada da karşıtlar var. Bir yanda pamuk bir yan da çelik kullanmış. Dolayısıyla bir karşıtlığı end. olanla doğal olan, organik olanla inorganik olan arasındaki kartşıtlığı ortaya koyuyor. Bir ironi de çok önemli çalışmalarında.
- Jannis Kounellis, İsimsiz, 1975
- Bir büst fikrini alıyor. Kulağından adeta ateşler çıkıyor. Bir heykele dönüştürebiliyor. Bir yerleştirme bu çalışmalara.
- Mario Merz, Giap Eskimosu, 1968
- Eskimo evlerini galeriye taşıyor. Eskimo evi insanı dış dünyadan koruyan temel biçim
- Mario Merz, Kertenkeleli Fibonacci
- Gilberto Zorio, Elektrik Yüklü Mızraklar ve Lambalar, 1978
- Gilberto Zorio, Yılankovi, 1989
- Alighiero Boetti, 1978
- Luciano Fabro, Altın İtalya, 1971
j
9. Bölüm ( 23 Mayıs 2019 )
- Performans Sanatı
- Happening ( oluşum )
- Allan Kaprow alanın öncüsü Pop Art sanatçısı deneysel müzisyen John Cage'den dersler alıyor. Onun sanat ile hayat arasındaki ilişki kurma modelinden etkileniyor. 1959 yılında Allan Kaprow'un gerçekleştirdiği 6 bölümde 18 oluşum gösteriyle happening ile başladığı kabul ediliyor.
- Allan Kaprow'un tanımına göre happeningler bir eylemler dizisidir. En temel özelliği tiyatrodan farklı bir defa sahne yok belirli bir senaryo yok aynı zamanda raslantılar çok önemli doğaçlamalar çok önemlidir. Oyuncular değil gerçek insanlar vardır. Happening'i şimdide olan doğaçlama biçiminde ortaya çıkan anlamında kullandığını belirtiyor. Kaprow'a göre bir kereye mahsus happening. Tek sefer gerçekleşen eylemler dizisidir. Bir tür kolajdır. Eyleminde sanatçı tarafından belli bir planı vardır. İzleyicinin interaktif katılmasını da öngeren bir oluşumdur.
- Afişin yeniden üretimi slaytlar gösterecek, kasetler çalacak, seslerin bir kolajı duyulacak yaşayan bir takım sesler üretilecek, kelimeler sözcükler konuşulacak insan etkinliği farklı fakat basit insan etkinlikleri meydana gelicek.
- Sanatçı arkadaşlarına davetiyeler yolluyor. Bir takım paketler yollanıyor. İçinde etkinliğin yapılacağı yerin krokisi var. Davetliler galeri mekanının üst katının plastik perdelerle birbirinden ayrıldığını görüyorlar. Her ziyaretçiye bir program veriliyor. İzleyicilerden kare yada çember biçiminde dizilmiş olan yüzleri farklı yerlere bakan sandalyelere oturmaları isteniyor. Her bir bölümün başlangıcının bir sesle belirtileceği 6 bölümden meydana gelen 90 dk'lık bir happening öngörüyor. Sanatçılar da var Rauschenberg ve Jhon doğaçlama şeklinde resim yapıyorlar. 18 eylemi tuvale aktarıyorlar. 6 oyuncu odalar arasında yürüyor. Yaşamda olduğu gibi basit eylemler gerçekleştiriyor. Portakal sıkma hareketi, dia gösterileri, müzik aletleri ile birtakım sesler çıkarılıyor. 90 dk'lık izleyici ile happening gerçekleştirenler arasında bir karşılaşma.
- Happening'in en temel özelliği kesintili olması, akışın çok fazla olmaması, açık uçlu olması, çok odaklı olması. İzleyici gerçek bir sahnenin yarattığı etkileşimle olayın anlamını neyin gerçekleştiğini kavramsal olarak kendisi çözmesi zorunda kalıyor. Artık performans sanatlarında yeni bir yaklaşım var. Ne tiyatro ne dans ama onları da içine alan ondan da daha fazla olan birşey. Öykü yok oynanan belli roller yok en temel özelliği küçük gruplar için gerçekleşiyor olması
- Kaprow asamblaj ile happening arasında bir ilişki kurar. Asamblaj paranın pasif tarafıdır happening ise aktif izleyicidir. Çünkü izleyici aktif biçimde katılımcı olabilir.
- Allan Kaprow, Avlu, 1961
- Happening bir sergi de Newyork'da bir galeride arka avluyu kullanıyor. Kullanılmış lastikleri atıyor. Üç boyutlu bir asamblaj gerçekleştiriyor.
- Allan Kaprow, Araba Yıkama
- Cornell Unv. arabayı yıkayanlar ve izleyiciler buraya katılanlar. Arabaya reçel sürülmüş. Katılımcılarından beklediği arabanın yüzeyini temizlemek.
- Robert Rauschenberg, Pelikan, 1963
- Pop art'ın öncülerinden çağdaş dansçı, bu çalışmada patenler üzerine uçurtma benzeri birşey asmış sahnede dolanıyor. Paten kayan bir kişiye dönüşüyor.
- Robert Rauschenberg, Dans Olayı, 1966
- Çıplak bedenler dansçılar bir takım eylemler gerçekleştiriyorlar fakat bu eylemleri kavramsal olarak algılayacak olan bir yere oturtacak olan izleyici
- Jım Dine, Vodvil Şov, 1960
- Pop art, sanatçı bir şov gerçekleştiriyor
- Red Grooms, Yanan bina, 1962
- Kendilerini peş peşe pencerelerden attıkları farklı bir dekor açılışta bir mum yakıyor. Olayların birbirini izlediği 10 dk'lık bir olay
- Claes Oldenburg, Kentten Kısa Görüntüler, 1960
- Pop art sanatçısı sınırlı bulduğu duvar resmine karşı bunun sınırlarını geliştirebilmek için happening örnekleri, Tüm mekanı kullanma fikri. Kentin kenar mahallerinde geçen yaşamlar sununluyor. Bedenleri kirli kişiler sahneye çıkıyorlar. Dekor için tahta tel karton gibi mlz.ler kullanıyor.
- Carolee Schneemann, Et Hazzı, 1964***
- Performans sanatının en önemli figürlerinden bir tanesi. Kadınlar ve erkekler toplu halde Bir takım etlerle tavuk olabilir balık olabilir vücutları ile ilişki kuracak eleştirel bir biçimde çalışma gerçekleştiriyor. Paris sokak satıcısı seslerinide sanatçı kullanıyor. Çeşitli materyallerin et olarak kutsanması üzerine bir ritüel olarak bunu düşünmüş. Bir anlamda sakinlik et yeme ile ilgili bir haz ama onunla birlikte şiddeti de içeren gerilimli bir happening gerçekleştrimek istiyor. Bedenin cinsel bir obje olduğu.
- La Monte Young, Zen için Baş
- Fluxus Akımı, 1961 yılında George Maciunas tarafından ortaya atılıyor. Newyork'da bir konferans veriliyor. Başlığı da Fluxus, sanatçılar bir araya geliyor. Disiplinlerarası bir akım karşımıza çıkıyor. Şairler, Edebiyatçılar, Müzisyenler, Esnaflar çok uluslararası bir akım. Halen aktiftir.
- Özünde 1960'lı yılların toplumsal muhalefet geleneğinden beslenen. Sanatçıları ortak kılan bir üslup yok ama bir tavır var. George Maciunas yazdığı manifestosunda amaçları şöyle sıralıyor. Sanatı burjuva hastalıklarından kurtarmak, ölü sanat dan arındırmak, sanatta devrimci bir akım başlatmak, somutluk ve gürültü fikrini Füturizm den aldık, hazır nesne düşüncesini Marcel Duchamp'dan, Kolaj fikrini dadacılardan bunların hepsi John Cage
- John Cage piyanist gelir tüm sahne boyunca çalmaz aralarda kapağını kapar açar. Konserde bazıları dayanamaz. Kalanlar ise sessizlik ortamında. John Cage'in en temel özelliği sessizliğin var olmadığını söyler. Müziğin olmadığı bir ortamda izleyicilerin bir gürültüsü vardır. Sanat ile hayat arasında ilişki kurma anlamında önemli bir figür.
- Fluxus amaçları insan kaynakları ve maddi kaynakların tüketimine bir dur demek arzusu üzerine şekillenmiştir Fluxus bu yüzden sanat nesnesinin işlevi olmayan sanatçı için geçim kayanağı olarak alınıp satılan bir meta olmasına karşıdır. Fluxus anti profesyoneldir. Sanatın sanatçıların egosunu beslemek adına yapılmasına karşıdır. Sanatçılar da başka işler buluncaya değin fluxus'un gelip geçici gösterileri devam edecektir.
- Geleneksel sanat nesnesini dışlarlar. Kalıcılık yerine gelip geçiciliğin felsefi bir tavır, süreçsellik ve an önemlidir, anti profesyoneldirler yani sanatçı değillerdir, sanatçıların sanattan para kazanmasında tüm yaşamlarını adamalarına karşıdırlar. Sanatçının para kazandığı uygulamalı bir işi olması gerektiğini düşünürler, güzel sanatlardan değil de reklam gibi uygulamalı alanlardan para kazanmalılar, kollektif bir ruh vardır.
- Nam June Paik, Yaşayan heykel için Televizyon sütyeni, 1969
- En önemli özelliği o dönemde ortaya çıkan sony'nin portatif video kameraları var onunla çekimler gerçekleştiren bunu enstalasyon ve performans sanatına kadar genişleten sanatçı olması, video sanatının da öncüsüdür, burada happening örneği 70'lerle birlikte artık performans sanatı deyimi yerleşiyor. Happening bir ölçüde fluxus ile ilişkilendirilen sanatsal bir strateji Allan Kaprow'a göre fluxus da happeningler gerçekleştirmiyor. Çünkü tek sefer değildir.
- Burada ünlü çello sanatçısı Charlotte çellosunu çalarken vücüduna iki küçük ekran eklenmiş bir çeşit sütyen gibi. Dolayısıyla televizyon sütyenine dönüşmüş bir beden görüyoruz karşımızda. Orada görüntüler akarken bizde çellonun çalmasını dinliyoruz. Bir yanda gerçek zaman var. Bir yandan da kayıt edilmiş zaman var. İki zamanın videonun zamanı ile bedenin kendi zamanının bir araya gelmesi çakışması söz konusu.
- Nam June Paik, Buddha TV, 1974
- En bilinen işi. Bir tv platform üzerine konuluyor. Kamera da eşlik ediyor. Heykelin karşısında. Gerçek zamanda kayıt altına alıyor mekanı. Dolayısıyla kaydedilmekte olan imgeyi de gerçek imgeyi de aynı anda izleyebiliyoruz. Sanatçı için temsil bir mekanla gerçek mekan arasındaki ilişki ya da farklılık önemli bir sorunsal
- Nam June Paik, Video-Balık, 1975-79,
- Akvaryuma dönüşmüş 5-6 monitör bir çalışma
- Nam June Paik, Edebiyat kitap değildir, 1988
- Koltuklarda kitaplar yine ekran sanatçı için aynı anda çalışan ekranlar. Birden çok ekran
- Yoko Ono, Kesip Biçme işi, 1964
- Diğer bir önemli örnek burada nesne özne ilişkisini tersine çeviriyor kendisini nesne konumuna indiriyor karşısında seyirci var seyirciye makas veriyor kendi kıyafetini kesip biçmesi bekleniyor tabi nereye kadar gideceği ne yapacağı seyircinin kendisine ait pasif konumda oturuyor etkin konumda olansa izleyici oluyor. Sanat nesnesine dönebilmesi için izleyicinin aktif katılması gerekiyor, sınırı sınıyor
- Joseph Beuys, Ölü bir tavşana resimler nasıl anlatılır?
- Kavramsal sanatın en önemli sanatçılarından biri olmuştur. Politik yanıda güçlüdür, Sosyalizme inanıyor, dersler veriyor derslerinin birer performans gibi olduğu yazılır. Performansları yaşayan bir heykel olmaktan söz eden bir sanatçı, dersleri ve konferasnları birer sanat eylemi, geleceğin sosyal düzeninin total sanat yapıtını yaratmayı öğrenen her insan bir sanatçıdır diyen bir isim. Sanatçı için amaç aslında özgürlükçü, demokratik sosyalizmi kurmak. Özgürlükçü demokratik toplum için çalışmak önemli. Herkes biraraya gelerek yeni bir toplumsal düzen yaratmalı ve herkesi kendince Joseph Beuys'a göre bir gücü var, önemli olan o gücü açığa çıkarmak
- Keçe ve hayvan yağı ikisini sanatın temel mlz olarak kullanıyor. Savaşı geri bırakmak için bir öykü yazıyor. O da keçe ve hayvan yağı içeriyor.
- Burada ölü bir tavşana resimler nasıl anlatılır bir performans kendisi izleyiciden uzakta camekan bir mekanda sessiz bir performans yüzünü bal ve altın rengi boya ile kaplıyor, bal sanatçı için yaşamın sembolü yaratıcılığı, sağ ayakkabısında çelik bir taban, sol ayakkabısında keçe, çelik zorluğu keçe ise sıcaklığı temsil ediyor burada kendini bir şaman gibi 3 saat boyunca kolunda tuttuğu ölü bir tavşana çalışmalarını sessizce anlatıyor, ölü bir hayvana sanat anlatmanın uygarlaşmış bir insana dert anlatmaktan daha kolay olduğunu gösterebilmek
- Joseph Beuys, Kır kurdu, Amerika beni seviyor, ben de Amerikayı, 1974
- En bilinen Amerikanın Vietnam politikalarını eleştirisi bu çalışma için Almanya dan Amerika ya gidiyor, Amerikan toprakların basmayı reddettiği için hemen ambulansa bindiriliyor keçeye sarılıyor. Ambulans ile serginin gerçekleştiği Newyork'taki mekana geliyor. Kendisini Kır kurdu ile bir yere kapatıyor. 3 gün kadar birlikte vakit geçiriyor, Amerikan yerlilerinin değer verdiği hayvan bir fiziksel dünyadan diğer dünyaya geçebilen bir canlı olarak düşünülüyor, Avrupalı göçmenler Amerikaya geldikten sonra yerlileri nasıl yok ederim, Amerikan kültürü nasıl ırkçı nasıl militan bunu ortaya koymak için çalışma gerçekleştiriyor, bir baston var, başka canlı ile bir yer paylaşmayı Amerikalı insanlarla paylaşmaya tercih ediyor, Kır kurdu vahşi olsada zararlı değil Amerikalılar zararlı,
- Joseph Beuys, Lavanta Filtresi, 1961
- Joseph Beuys, Yağ İskemlesi, 1963
- Joseph Beuys, Kötü Durum, 1955-85
- Joseph Beuys, Piano için homojen süzme: En büyük çağdaş besteciler Talidomid çocuklarıdır, 1966
- Joseph Beuys, Sırt çantası, 1969
- Joseph Beuys, Yaramı göster, 1976
- Joseph Beuys, 7000 meşe ağacı, 1982
- Performans ve yerleştirme sanatçısı
- Beden Sanatı
- 1960'ların ikinci yarısından itibaren hapening dışında vücut sanatı ortaya çıkıyor. Bu sonradan Performans sanatları içinde yer alır. Sanatçılar bedenlerini kullanıyorlar. Performans sanatına özgü olan orada bulunma hali beden sanatında yoktur. Bazı durumlarda sanatçı izleyici ile birlikte çalışmasını gerçekleştirir. Bazı durumlarda video, fotoğraf, kartpostal olabilir. Sanatçı kendi bedenini kullanıyor. İzleyiciye ulaşması performans şeklinde olabiliyor.
- Chris Burden, Atış, 1970
- Sahip olamayacağı bilgiyi öğrenmek için bir sanatçı arkadaşına tüfekle vurmasını istiyor. Kendi bedeni sınarken kendini bir dolaba kitler hiç çıkmadan 5 gün kalmış 20 lt.'lik su dolu bir şişe varmış yanında
- Dennis Opphenheim, ikinci derece yanık için okuma, 1970
- Bir fotoğraf çalışması, kumsal da bedeni üzerinde kitap var, kitabı kaldırdığında diğer bölümlerin yandığı orası beyaz kaldığı, kendini güneşe bırakarak beden sanatı ortaya koymuş oluyor
- Bruce Naumann, Çeşme olarak oto portre, 1966-67
- Bas Jan Ader, Sana anlatmak için çok üzgünüm, 1970
- Eleanor Antin, Yontmak: Geleneksel bir heykel, 1973
- Vito Acconci, Konuşmalar, 1971
- Vito Acconci, Gelişim Yeri, 1972
- Vito Acconci, Markalar, 1970
- Vito Acconci ve Kathy Dillan, Meraktan kıvranmalar, 1971
- Hermann Nitsch, 1. Eylem, 1962
- Rebecca Horn, Kol uzantısı, 1970
- Rebecca Horn, Parmak Eldiveni, 1972
- Robert Morris, Ben kutusu, 1962
- Piero Manzoni, Sanatçının Nefesi, 1960
- Gilbert&George, Şarkı Söyleyen Heykeller, 1970
- Günter Brus, Sanat ve Devrim, 1968
- Marina Abramoviç, Ritm II, 1974
- Marina Abramoviç, Hesap edilemezler, 1977
- Carolee Schneemann, Dahili Tom
- Ana Mendieta, Beden izleri, 1974
- Ana Mendieta, Tecavüz Sahnesi, 1972
- Shigeko Kubota, Vajina resmi, 1965
- Andran Piper, Mit ile varoluş: Beyaz kadınları izlemek, 1975
- Adrian Piper, Kataliz serisinden, 1971-72
- Stelorc, Gerilmiş ten için olay, 1976
- Stelorc, Üçüncü el, 1976-80
18 Nisan 2019 Perşembe
Erken Osmanlı Mimarisi
Erken Dönem Osmanlı Cami Mimarisi Plan Tipolojisi
1. Tek Kubbeli Camiler
a) Tek kubbeli mekan + scy + minare
- İznik Hacı Özbek Camii (1333)

- Tek kubbeli kare mekan 3 bölümlü son cemaat yerinden oluşan plan
- Bir sıra kesme taş 3-4 sıra tuğla, Erken Osmanlı mimarisinin bir özelliği olarak almaşık duvar örgüsü İznik, Bursa, Edirne ve İstanbul'daki ilk eserlerin bazılarında devam etmiştir.
- Giriş açıklığı çapraz tonoz diğer iki bölüm tek beşik tonoz ile örtülü
- Kubbe prizmatik üçgenler üzerine oturur
- Bilecik Orhan Gazi Camii (14.yy ilk yarısı)

- 8 gen bir kasnak ile sivri kemerler üzerine oturan kubbe 9,5 mt. çapında
- Harim mekanı 4 yöne 2,40 mt derinliği olan kemerli eyvanlarla genişletilmiş, bu Osmanlı mimarisinde mekan probleminin çözümüne yönelik arayışların İznik Yeşil Camii'nde önce bu yapıda başladığını gösterir
- Harim mekanı 7 pencere ile aydınlatılır
- II.Abdülhamit döneminde iki minareli olur
- İznik Yeşil Camii (1391)

- Candarlı Kara Halil Paşa'nın emri ile inşası başlar
- 2 kitabesi var, birisinde imaret diğerinde mescit olarak geçer, araştırmalar caminin yanında bir medrese inşa edildiğini günümüze ulaşmadığını
- İlk kez Evliya Çelebi Seyahatname'sinde geçer Yeşil Cami ismi
- Kuzey - güney dikdörtgen plan, 2 anabölüm den oluşur harim ve scy
- Harim bölümü 2 sütun 3 kemer açıklığı ile 2 bölüme ayrılan harim kendi içinde dikdörtgen
- Güney yönündeki ana mekan 11x11 mt. üçgen kuşaklarla geçilen bir kubbe ile örtülü
- Kuzey bölüm 3 bölüme ayrılır, 8 dilimli bir kubbe ile örtülürken yan bölümler aynalı tonoz
- Scy köşelerde L kesitli payeler diğerleri ise mukarnas başlıklı sütun, bu sütunların arkasında birer sütun daha
- Sütunların arasındaki açıklık 0,90 mt. üzerinde geo. komp. mermer panolar ile kapatılmış
- Scy orta bölümü tromplarla geçilen 20 dilimli kubbe yan bölümler tekne tonozla örtülü
- Harim mekanında kubbeli kısım zemini ön mekandan 0,45 mt. yüksek
- Kuzey batı köşe silindir gövdeli tek şerefeli minare ana beden duvarına oturur
- Ana beden duvarında kullanılan sarımtırak renkli taş devşirme mlz.
- Duvalar 3,30 mt. kadar mermer
- Taş ve çini süsleme
Mekan gelişimine yönelik çabaların plana yansıdığı örnekler
a) 6 Bölümlü Camiler
- Ardarda iki kubbe ve scy olanlar
- Bursa Şehadet Camii (1366-69) M. Hüdavendigar Dönemi
- Altı kubbeli ve scy olan camiler
- Alaşehir Şeyh Sinan Camii (15.yy) Fatih Dönemi
- Dokuz kubbeli Ulu camiler Scy sahip olanlar
- Edirne Eski Camii (1403-1414) Çelebi Sultan Mehmet Dönemi
- Ardarda üç kubbeli ve scy bulunan camiler
- Filibe Hüdavendigar Camii (1364) Ulu cami tipinin Bursa dışındaki ilk örneği
- Ardarda üç kubbeli ve scy olmayan camiler
- Bergama Ulu Camii (1398) Yıldırım dönemi
- Bursa Ulu Camii (1396-1400) Yıldırım Beyazid Dönemi
13 Nisan 2019 Cumartesi
Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarisi
Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarisi
1. BÖLÜM (5 Mart 2019)
- 18.-19.yy. Batılılaşma dönemi
- 18.yy'a kadar üslup açısından baktığınızda klasik üslubun yapım teknolojisi gerek mimari formlar gerekse süsleme bazında aynı gittiğini görüyoruz. 18.yy'da batılılaşma 28. Çelebi Mehmet'in Fransa sefaretinde bir Osmanlı aydının ilk defa gördüğü batı yaşantısını nasıl tasvir ettiği çok realist bir anlatımla karşınıza çıkıyor. Bizim cennet olarak beklediğimiz onların cenneti diyor.
- Batılılaşma 28.Çelebi Mehmet ve ardıllarının batıdan getirdiği planlar, süsleme unsurları bunlar aynı zamanda batı yaşamını da bize getiriyor. Batı ile ilişkiler gelişince mütercim tercüman grubu oluşuyor. Bunlar genellikle hıristiyan kökenli, azınlıklardır.
- 18.yy'da Osmanlı sosyal yaşamında değişiklikler oluyor. Sadabad mesiresi ile batı tarzı bahçe düzenlemesi ortaya çıkıyor. Osmanlı toplumsal yaşamını değiştiriyor. Osmanlı geleneksel ahşap evde bir baş oda, haremlik bölümü, mutfak bölümü var. Batılılaşma ile birlikte sandalye, masa geliyor. Bu mekanda farklı bir tasarımın ortaya çıkmasına neden oluyor. Orta sofalı geleneksel Türk evleri bu dönemden sonra gelişiyor. Orta sofa'ya yemek masası konuluyor. Müzik zevki değişiyor. Klasik müzik girmeye başlıyor. Sanat'da ki ve mimaride ki bu değişim esas 19.yy'da teknolojinin birden değişmesi ile çok farklı yöne gidiyor.
- 19.yy'da bütün dünyada farklı yapı tipleri ortaya çıkıyor. Avrupa devletleri sömürge ile ham madde, ucuz işgücü, buhar gücü ile üretim patlıyor. Sanayi ortaya çıkıyor. Tekstil teknolojisi artıyor. El işçiliği ile yapılan işler motor ve makineye bağlı olarak yapılmaya başlıyor.
- O dönemde bir İngiliz evi küçük bir mutfak ve yatak odasından ibaret, çalışma saatleri 18 saat'e varmaktadır. Çalışmaya bağlı ölümlerin çok olduğu bir dönem. Bu üretim ile kırsal alanlardan kentlere büyük göçler başlıyor.
- Kentlerin yapısı değişiyor. Türkiye'nin 1950'lerde yaşadığı göç dalgası, 19.yy'da özellikle İngiltere, Almanya, Fransa gibi büyük ülkelerde başlıyor. Bu da şehirleşme ve planlama kültürünü beraberinde getiriyor. Biz taviz verdiğimiz için Zeytinburnu gibi sanayiye bağlı gecekondu yerleşimleri hala ıslaha ihtiyaç duyuyor. Orada fabrika açıldığı zaman sosyal konutlarını da beraberinde yapıyor. 19.yy sonunda Belediye binaları, kamu binalarının yapımına önem verildiğini görüyoruz.
- Avrupa da çok fazla üretim olduğu için Osmanlı da önemli bir pazar haline geliyor. Zaman içerisinde Osmanlı borçlanıyor. Bu nedenle tavizler vermeye başlıyor. Duyun-u Umumiye Osmanlı'nın aldığı vergilerini alıyor. Bu zamanla devletin her geçen gün borçlanmasına sebeb oluyor.
- Avrupa'ya giden Osmanlı sefaret oradaki orduyu inceliyor. Avrupalı devletlerin ordusu ateşli silahlar konusunda ileri seviyede. Osmanlı'da askeri okullar kurulduğunda ilk açılan dersler çizimdir.Humbaracı Ahmet Paşa orduyu ıslah ediyor. Sürekli bir gücün olması gerektiğini söylüyor bu kışla binalarını getiriyor. Tophane deki Nusretiye Camii, Nusret zafer anlamına geliyor.
- Yeni yapı tipleri; hastaneler yapılmaya başlanıyor. Numune hastaneleri 2.Abdülhamit döneminde yapılan bölge hastaneleridir. Askeri yapılar, silah imalathaneleri, kışlalar; topçu kışlası, askeri okullar, karakol binaları, fabrikalar, depolar.
- O dönemde haliç askeri sanayi bölgesi olarak planlanmış. Haliç'in dolması da o dönemde başlıyor. Bugünkü Sütlüce Kültür Merkezi o dönemde mezbahane olarak kullanılıyor. Eyüp tarafında feshane fabrikası var. Ordunu ihtiyacı için yapılmış fabrikalar.
- Tanzimat fermanı ile birlikte her şey planlanmaya başlıyor. İmar alanları planlanıyor. Telgraf, postane binaları 1850'lerde eski eser sadece antik dönem eserleri olarak tanımlanıyor. Selçuklu eserleri sonra kabul ediliyor.
- Sanayi tesisleri Bakırköy de bez fabrikası, cibali, yıldız çini fabrikası, kadıköy hasanpaş gazhanesi, Dolmabahçe ve Yedikule gazhaneleri ( sokak lambaları için ), ortaokul, lise, üniversite düzeyinde okullar, kuleli, harbiye, tıbbıye şahane (haydarpaşa lisesi binası), bugün kü gülhane askeri tıp akademisi öncüsüdür ilk kurulduğu yer olan Gülhane parkından alır ismini.
- Tanzimat ve Islahat fermanları hem dini yapılara özerklik veriyor. Hem de yabancı okulların yapılmasına izin veriyor.
- Zeynep Kamil hastanesi, tedbirhaneler (ahırkapı, tuzla, gedikpaşa) özellikle göçmenler geldiğinde bir önlem olarak 3 ay tutuluyor. Ticaret yapıları, han yapıları artıyor. Galata ve Pera, Bankalar caddesi, bir ticari alan oluşuyor. Selanik ve İzmir, Karaköy limanları genişletiliyor. Yeni depo, liman yapıları ortaya çıkıyor.
- Zenginleşme ile birlikte otel binaları, eğlence sektörü tiyatro, opera binaları. Konsolosluk binaları o devletin gücünü yansıtıyor. Alman Konsolosluğu, Rus Sefareti büyük binalardır.
- Tren yolları yapıları artınca Haydarpaşa Garı, Sirkeci Garı bunlar dönem unsurları, bu ihtiyaçlar olunca dönem üslubunu devletin gücünü bir şekilde simgesel anlatımı bunlar.
- Yangın ve saat kuleleri özellikle 2. Abdülhamit'in 25. culüs döneminde her yerde saat kulesi yapılmış. Beyazıt yangın kulesi de bütün İstanbul'u gören bir kule, bunu her şehir de bu kuleleri görüyorsunuz.
- I.Ulusal mimari aslındaTürk klasisizmi, neo klasisizm seçmecilik, tarihselcilik demek. Geçmişin unsurlarını seçmeci olarak alıyorsunuz. Yeni teknolojik gelişmelerle kullanıyorsunuz. Dekordur aslında. İç kısımlarda planlama çok önemli değil. 18.yy - 19.yy'da bunların mimariye yansımasını önümüzdeki hafta işliyoruz.
2 BÖLÜM (12 Mart 2019)
- 19.yy Batılılaşma Dönemi Mimarisi
- Hassa Mimarlar ocağı vasıtasıyla inşa faliyetleri organize ediliyor. Merkezi bir planlama var. Bosna'daki cami ile Mısır daki camii aynı olabiliyor. 17.yy. sonrası endüstiri ve fransız devirim etkileri Osmanlı'da görülüyor. Osmanlı ümmet esasına dayanıyor. Azınlıklar arasındaki sorunları patrikhanede çözülüyor. Kadıya da gidebiliyor. Milliyetçilik ile birlikte Sırp ve Yunan ile ayrılma talebinde bulunuyor. Daha sonra Sırplar, Bulgarlar. Osmanlı milliyetçilik düşüncesi ile en son Türkler ile milli mimarinin oluşumuna etki ediyor.
- Lale devri sonrası Batı Avrupa ve Osmanlı sentezi birlikte görülüyor. 19.yy seçmeciliğin örneklerini batıdan ithal ederek yapıların cephelerinde görüyoruz. Özellikle antik olana ilginin artmasıyla birlikte ondan bazı unsurların yapı cephelerinde kullanılması aslında milli mimaride bir seçmecilik. Osmanlı ve Selçuklu mimarisinden etki var. Avrupada Neo klasik ve Neo Gotik etkisinide görüyoruz.
- Batıda Yunan isyanı sırasında ilgi var. Pompei ile Roma'ya olan ilgide artıyor. 18.yy Alman tarihçi ve arkeolog'un etkisi fazla, kataloglar yapılıyor antik dönem mimari ile ilgili. Çok büyük yapılar ama içerisi küçük önemli olan cepheyi göstermek. Mimaride Barok hacimdir. Dönüşler v.s. Rokoko'nun iç süslemesidir. Rokoko yapının dekorasyonu gibi düşünürsek
- Hassa Mimarlar ocağı teknik olarak atıl kalmasından dolayı yabancı mimarların mimarbaşılığını görmeye başlıyoruz. Yabancı mimarlar Osmanlı sarayında söz sahibi oluyor. Örneğin; Balyan ailesi yaklaşık 100 yıl mimarbaşılığını yapmıştır. Özellikle Tanzimat sonrası batı tarzı yapılar çok karşımıza çıkar. Azınlıklar üst kademede çok etkin oluyorlar. Ermeniler, rumlar (18.yy da İngiltere büyükelçisi rum)
- Avrupa da sanayi gelişirken Osmanlı topraklarında tarım en önemli üretim, Rumeli toprakları kaybedilince ekonomik buhran katlanarak artıyor. Yerleşim düzenindeki değişim Boğaz çevresinde köşk ve konaklarla yeni yaşam zevki ortaya çıkıyor 18.yy -19.yy'a kadar denize yakın yaşama denizden yararlanma pek yok, Ortaköy, Beşiktaş, Sarıyer hep rum balıkçı köyleri, Anadolu tarafında sahil yerleşimi göztepe, bağdat caddesi sayfiye köşkleri, yerleşimleri başlıyor. Buharlı gemilerin başlaması ile yapılaşma buralara kaymaya başlıyor. Yabancı mimarlar yüzeysel süslemeleri getiriyor. Sentez yok kopyacılık var. O dönemde fas, tunus çok popüler. Fransızlar sayfiye olarak gidiyorlar. İslam etkileri Madrid'e yansıyor. Bizde oradan alıyoruz. Bunun neo'lar karşımıza çıkıyor. Neo Grek, Neo Roman, Neo Gotik.
- Batıdan gelen üsluplardan en başarılı olanı Art Nouveoau akımı 20.yy başında İstanbul görülüyor. Başarılı örneklerinden Beşiktaş'ta Şeyh Sadi Türbesidir. (2. Abdülhamit'in akıl hocası)
- III.Selim'den itibaren birçok yabancı isimlerin çalışıtığını görüyoruz. İngilizlerde var ama çoğunluk Alman ve Orta Avrupa mimarları. Beylerbeyi Sarayı, Dolmabahçe Sarayı mimarı Balyan ailesi,
- Fossati kardeşler;Rus Büyükelçiliği binasının onarımını yaparken birçok iş alırlar. Darülfünun binası, Hazine-i Evrak binası, Mekteb-i Sanayi binası, Ayasofya, Bekirağa bölüğü binası (İstanbul Üniversitesi içinde)
- Bir başka isim Vallaury;Sanayi Nefise Mektebi ilk mimarlık binasında hocalık yapmış. Mektebi Tıbbiye Şahene bugünkü Haydarpaşa Lisesi, Duyunü Umumiye binası daha sonra İstanbul Erkek Lisesi oluyor. İstanbul Arkeoloji Müzesini, Eski Şark Eserleri Müzesini, Yıldız ve Hidayet Camileri, Osmanlı Bankası
- Raimondo D'Aronco; 1857-1932, Art Nouveau'nun en önemli temsilcisidir. II. Abdülhamit'in saray başmimarı oluyor. Haydarpaşa Lisesi, İtalyan sefaret, Karaköy camii, Şeyh Zafir Türbesi, Yıldız sarayı bazı bölümleri. Osmanlı Art Nouveau'su çok farklı özgündür.
- August Jachmund; Mimar Kemaleddin'in hocası ve birlikte çalıştığı arkadaşı. Sirkeci garı, Ragıp Paşa Köşkü, Deutsche Orient Bank. Jachmund da oriyantalist görünümler yoğun. Saf bir milli mimari diyemeyiz. Eklektik bir uslübü var.
- 1860'larda Osmanlıcılık beliriyor. Bir katalog hazırlanıyor. Pertevniyel Valide Sultan Camii (Oryantalist etki), 3. Ahmet Çeşmesi, Harbiye Nezareti Ek binası, Taksim Topçu Kışlası. Usül-i Mimar-i Osmani o dönemki mimarların başvuru kitabı, bu çizimler 50 yıl sonra başlayacak olan milli mimarinin başvuru kaynağı
- Yusuf Akçura'nın 1904'te Türk gazetesinde çıkan makalesi ''üç tarz siyaset'' önemlidir. İslam birliği, Osmanlı birliği ve Türk birliği. Bunlardan Türk birliğinin temel olmasını istiyor. Jön Türkler, İttihat Terakki iktidarı ele geçirince Türkçülüğü siyasetin temeline oturtuyor. Ziya Gökalp kitabı Türkleşmek, Çağdaşlaşmak,İslamlaşmak bunlar milli mimarinin fikir babalarından
- Ekletistneolar dönemi, Art Nouveau, Milli mimari 2.Abdülhamit'in uzun saltanında bu dönemler olmuştur.
- Mimar Kemaleddin Bey'in Yaşamı
- II.Abdülhamit döneminde yaygın olan ümmetçilik düşüncesi pek taraftar bulamadı. Bu süreçte islam unsuru önemli oldu. Balkan savaşından sonra Osmanlı'nın elinde Anadolu kalınca Türkçülük akımı etkili oluyor. Jön Türkler'in faliyetleri, İttihat Terakki'nin iktidara gelmesi Türkçülük akımını devlet ideolojisi haline getiren etkenler. Genç kalemler dergisi, Orta Asya'da Thomsen'in abideleri okunması, Göktrük yazıtlarını rus, alman bilimdamları ortaya çıkarması, Türkçülük akımının bilimsel temellerine oturtulmasını sağlamış. II. Abdülhamit'in özel kütüphanesinde bunların ilk yayınları bulunuyor.
- Türkçülüğün fikir babası Ziya Gökalp Türk kültürü geleneklerini halk kültürünü araştırıyor. Türk benliğinin temellerini ortaya koyuyor. 1912'de açılan Türk ocağı önemlidir. Burada milli olmayan etkilerin ülkeye sokulmaması belirleniyor. Özellikle kamu yapılarında Türk unsurunun mutlaka vurgulanması düşüncesi benimseniyor. Teknik avrupadan alınıyor. İttihatçılar meşrutiyet ile yönetime hakim olduğu için bu dönemde çok kamu yapısı inşa ediliyor. Temel olarak milli mimaride Türk kimliğini yansıtması isteniyor.
- Milli mimari rönesansı adı verilen bu eklektik üslup aslında tam Osmanlı kimliğini yansıtmıyor. Burada Osmanlı seçmeciliği farklı milletlerin kendi kimlikleri ile yaşadığı imparatorluk. Burada Türk eşit Osmanlı karşımıza çıkıyor. Klasik Osmanlı mimarisinden alınan unsurların Osmanlı kubbesi, Sivri kemer ve Çini kaplamaları yeni inşaat teknikleri ile kullanımı buradaki uygulama. Tren istasyonu, Vapur iskelesi, Trafo yapıları, Hükümet binaları bu tarzda yapılıyor. Yüzyılın başında görülmeye başlasada yaygın olarak 1913-1917 yılları arasında bir yoğunlaşma görülüyor.
- Ankara'nın başkent olması ile bu mimarinin 1928'e kadar hakim olduğunu görüyoruz. Atatürk ilk başta milli üslubu uygulamak istiyor ama maliyet çok fazla seçmeci üslup Osmanlı seçmeciliği 1928'den sonra yabancı uzmanlar getirterek Avrupa'da da etkili olan Bauhaus modernist yapılar Ankara'da yapılmaya başlanıyor. Milli mimari sona eriyor. Milli mimari 28-30 yıl gibi bir döneme hakim bu canlandırma haretketi fazla batılılaşmış fazla modern tamamen alıntı kopya gibi yaklaşılıyor. Kimilerine göre Cumhuriyet'in bakış açısından uzak geçmişi Osmanlı'yı daha çok yansıtıyor. Bu atılımcı çağdaş ruhu yakalayamıyor. Falih Rıfkı Atay'ın Çankaya romanında o dönemin Ankara'sındaki yapılaşma faliyetlerinin eleştirisini görebilirsiniz.
- Neo'lar eklektik en sonunda Neo Osmanlı ortaya çıkıyor. 19.yy'da Neo'lar yaygın. 20.yy'a gelindiğinde daha modernist yapılar gündemdeyken biz geçte olsa 1928'e kadar yaşıyoruz. I.Dünya savaşı ve Balkan döneminde milletleri bir araya çekmek için Türk milliyetçiliği ön planda değil. Osmanlıcılık önemli. Çanakkale savaşlarının kazanılması Türkçülüğün zaferi olarak sunuluyor. Bugün de Çanakkale zaferinin öne çıkarılması ideolojik, mesela Sarıkamış yıllarca gündeme gelmedi. Osmanlı son dönemine kadar hep şanla anlatılmış. Askeri müzede hep Çanakkale ve Dömeke zaferinin tabloları vardır. Bunlar resmi kurumlara asılıyor.
- Mimar Kemaleddin 1870 yılında Acıbadem'de doğmuştur. Babası deniz subayı bir süre Girit'de orta öğrenimini sürdürüyor. Sonra İstanbul dönüyor. Yüksek öğrenim için 1884 yılında Hendese-i Mülkiye Mektebine girdi. 1888'de 13 mimar mühendis mezun oluyor. Öğretim kadrosu yurt dışından hocalar veriyor. August Jachmund'un öğrencisi aynı zamanda Kemaleddin bey. Almanya'ya onun sayesinde burslu olarak gidiyor. Jachmund'un yanında 1889-91 yıllarında Sirkeci Garı'nda Jachmund'un yanında çalışıyor. Burada milli mimari ile ilgili unsurları yapı cephesinde görmeye başlamıştık. Kemaleddin bu üsluptan etkileniyor. Neo klasik unsurlar Türk motifleri de var.
- Mimar Kemaleddin bey'in 1891- 1909 dönemi; 91-95 dönemi Jachmund'un asistanı olan Kemaleddin bey Sirkeci'de bir büro açarak iş yapmaya başlıyor. Bu dönemde Nişantaşında Halil Paşa ve İsmail Paşa'nın köşklerini yapıyor. 1895'de Berlin'e burslu olarak gönderiliyor. Burada 2 yıl mimarlık eğitimi 2 yıl da çalışıyor. 1900 yılında dönüyor. 1901'de Harbiye Nezareti Mimarı olarak göreve atanıyor. 1901'den sonra Gazi Osman Paşa ve Ahmet Cevdet Paşa türbeleri klasik Osmanlı etkileri ile kendisini gösteriyor. Yaptığı Ahmet Ratıp Paşa köşkünde Art Nouveau etkilerini görüyoruz. Şu anda Acıbadem Kız Lisesi olarak kullanılıyor.
- Burslu gittiği için burada görev yapmak zorundasınız. Kemaleddin bey'de yurtdışı eğitimine karşı Hendese-i Mülkiye de Jachmund'un derslerini devralıyor. Aynı zamanda Sanayi Nefise Mektebi'nde dersler vermeye başlıyor. İki önemli kurumda ders veriyor. Ulusal mimarinin yaygınlaşma sebeblerinden en önemlisi budur. Kemaleddin bey Selçuklu, Osmanlı mimari geleneğini öğrencilerine anlatıyor. Gerileme sebebinin yozlaşma olduğunu belirtiyor.
- 1909-1919 arasındaki dönem en verimli. Evkaf nezaretinin isteği ile büyük yapılar onarılıyor. İnşaat ve tamirat bürosu kuruluyor. Kemaleddin bey kendi öğrencilerini buraya aldırıyor. 1908 yılında Mimar ve Mühendis Cemiyeti kurulunca diploma gibi şartlar özellikle kamu yapılarında diploma isteme, şartlar koşma dönemi başlıyor. 1910-11 yıllarında 7 büyük vakıf hanı bebek, bostancı, bakırköy camilerini yapıyor. 1911 Trablusgarp, 1912 Balkan savaşları Osmanlı'dan kopmalar hızlanıyor.
- 1913-17 yılları arasında Arap topraklarında inşaat faliyetlerinde görevlendiriliyor. Arapları yanına çekebilmek için. Kabe'nin revakları 16.yy'da yapılmış, 20.yy başında genişletilerek onarılmış. Kabe, Kudüs oralarda çalışmalar yapılıyor. O topraklar için yapılan çalışmaların çoğu yarım kalıyor.
- Yeşilköy, Bakırköy camileri 1.Dünya savaşı nedeniyle yarım kalıyor. Cumhuriyet dönemi tamamlanıyor. Evkaf Nezareti, İstanbul Şehir Emaneti, Mühendis Mektebi dört yerde ders veriyor.
- Almanya savaşı kaybedince iflas ediyor. 1919 sonrası özel işlere yöneliyor. Ekonomik zorluklar yaşıyor. Laleli Yangınzedeler Evi betonerme ve kiriş ilk bu binalarda kullanılıyor. 1922'de Kudüs İngiliz işgali altında Kemalettin bey davetle onarım için gidiyor.
- Arap caminin rölevelerini çıkartıyor. Ratıp Paşa Köşkü
- 1923-27 dönemi; Kudüs müftüsünün isteği üzerine Ömer Caminin onarımlarında bulunuyor. Başarılarından dolayı İngiliz Kraliyet Mimarlar Akademisine seçiliyor. 1922-23 yıllarında geri dönüyor. Ankara'da 2. Meclis binasının karşısında Ankara Palas'ın yapımı sırasında Vedat Tek ödemelerde yaşanan sorun üzerine projeyi bırakıyor. Kemalettin bey Ankara'ya çağırılıyor. Yarım kalan eserleri tamamlıyor. 1925'de Evkaf Müdiriyeti Umumiyesi İnşaat ve Tamirat Müdürlüğüne atanıyor. Bu dönemde Atatürk evi ve bir kitaplık yapıyor. 1926'da uslübündan dolayı çok eleştiriler yapılıyor. Türk ocağı binasının yapımı için açılan yarışmayı kazanamıyor.
- 1930'ların sonlarına doğru bakanlıklar yapılıyor. Sonra genel müdürlükler yapılıyor. 1980'lerden sonra yerel yönetimlere ağırlık veriliyor.
4.BÖLÜM (26 Mart 2019)
- Mimar Kemaleddin Bey'in Eserleri
- Bebek Camii, Kamer Hatun Camii (sivri kemer kasik dönem uslüp) bunlar yıkılan iki caminin yerine yapılmış. Vakıf yerine vakfiyenin devamı için yapı inşa ediliyor. Vakıf mallarının zarar görmemesi, korunması anlayışı vardır. Yeşilköy Cami de o anlamda yapılmıştır. Padişah mahfili en geç tarihli yapılan bir yapıdır. Kuloğlu Cami plan şeması süsleme klasik dönem, Bebek ve Bostancı camileri Firuzağa camine benziyor. Kamer Hatun Camii mahalle mescidlerinin benzer özelliklerini gösterir. Çankaya da bir cami tasarlanmış fakat uygulanmamıştır.
- Mimar Kemaleddin in türbeleri bu gotik, arap mimarisi etkileri henüz milli mimari ilkeleri belirlenmemiş. Dolayısıyla bir arayış içerisinde seçmeci bir uygulama. Mimar Kemaleddin'in erken dönem uygulamaları Ahmet Cevdet Paşa ve
- Gazi Osman Paşa türbeleri bunlardan bazıları. Buradaki kubbe tarzı daha dolgun arap tarzı. Alınlık da gotik etkiler.
- En iyi karşımıza çıkan V.Mehmet Reşat Türbesi onun ölümü üzerine yapılıyor. Çokgen planlı türbe milli mimarinin ekilerinin üzerine nüfuz ettiği örnek girişte müsenna (aynalı yazı) var. Rumi, Palmet düzenleme her yerde, iç mekan çinilerle, kalemişleri bunu gördüğümüzde 16.yy düşünebilirsiniz ama 20.yy. başında yapılmış bir türbe. Osmanlı klasik türbe mimarisini tekrarlayan örnek olarak karşımıza çıkıyor. Kalemişi süsleme magrip örnekleri ile bu hale geliyor.
- Mahmut Şevket Paşa türbesi. Suikasta kurban gidiyor. Dönemin Genelkurmay Başkanı, İttihat Terakki'nin en önemli isimlerinden birisidir. Selçuklu eyvanlı tipte yapılmış. Ahşap tabutun işlemelerini mermer işleme olarak görüyoruz. Kaber örtüsü parçaları tabut üzerine konulur. Osmanlı klasik mimarisinin motif zenginliği burada vurgulanmış.
- Vakıf hanları ve ticarethaneler de yapmıştır. Evkaf Nezaretinin en önem verdiği konulardan biriside budur. Eminönü, karaköy bölgsinde ticari yoğunluk var. Bazı binalar yıkılarak vakıf hanları yapılmış. Eski Sirkeci Sümerbank binası, Orient Bank da yuvarlatılmış, milli mimarinin en önemli özelliklerinden çatılar, cephelerde çıkma sözkonusu altlarıda mukarnaslı girişlerle sağlanmış. Pencü kemer, cephede cumbalar,, geniş saçak bunlar önemli cephe özellikleri olarak karşımıza çıkıyor. Aynı bölgede 2.-3. Vakıf Han Karaköy bölgesinde olduğu için daha batılı tarzda etkilere açık milli mimari özellikleri taşımıyor. 4.Vakıf Han bugün Ottomon Legacy Hotel olarak kullanılıyor. Hamidiye imarethanesi yıkılarak 4.Vakıf han yapılıyor. Kulenin ön kısımlarında balkonlu çıkmalar sözkonusu, mukarnaslı baklava dilimli sütun başlıklarını burada görüyoruz. Çıkmaların aralarında da çiniler var. Kubbelerin etrafı rumi, palmet başlıklı süsleme unsurları ile dolanıyor. Bu binada Sansaryan han önceden özel yetkili adliye idi. Şu anda hotel olarak kullanılıyor. 5.Vakıf Han bugün Vefa Lisesinin yatakhanesi olarak kullanılıyor. Cephede benzer hareketler var ama 4.Vakıf Hanı, 1.Vakıf Hanı kadar I.Ulusal mimariye etkisini görmüyoruz. Daha yalın, milli mimari özellikleri çok yetkin değil cephelerinde. Ankara da ki 1.Vakıf Han, 2. Vakıf Han mimar tasarlarken bütün unsurları tasarlıyor. Daha modernist tavırla karşımızda. Milli mimarinin yoğun görüldüğü 1. ve 4. Vakıf Han.
- Diğer yapıları Hasanzade Medresesi, Eyüp te V.Mehmet Mektebi içinde cami olan ender mekteplerden birisi, Bostancı Halk Eğitim merkezi olarak kullanılan yapı cephe özellikleri sivri kemerler, girişde çıkmalı merdivenler vurgulanmış. Hamidiye evvel kütüphanesi u planlı bir yapı pencere düzenlemesi milli mimari çıkmalar çatı düzeni, Göztepe Mektebi İdadisi alt kat sivri kemer üstte kare ve dikdörtgen pencerelerle yapı aydınlatılmış yüksek bir su basman, giriş kısmı diğer yapı ile aynı, Sinan Paşa Medresesi 1911'de yeniden yapılmasına karar veriliyor. Bunu Mimar Kemaleddin'e veriyorlar. Yeni bir okul yapması isteniyor. 1948 Fetih ilköğretim okulu olarak kullanılıyor. U planlı, dar bir koridor ve koridora açılan sınıf ve hoca odalarından oluşuyor. Dini eğitim için yüksek eğitim yapısı İlahiyat ayarında cephede çıkma, saçak, pencere sivri kemer, en üstte dikdörtgen veya kare pencereler, orta avlulu, Gureba hastanesinde röntgen cihazı bulunması ile ek birimler yapılıyor. Ankara daki Vakıf apartmanı, Bursa Vakıf apartmanı, Muallim mektebi bugün Gazi Üniversitesi Rektörlük Binası,
- Tren garları var. Edirne tren garı , Filibe tren garı
- Laleli caminin yanında yangın evleri, iç avlulu, 4 büyük komplex, yapılaşmadaki amaç komşuluk ilişkilerinin devam etmesi. Her mağdur için verilen bir oda. Ortak birimler var. Bugün kü kolon kiriş uyguamasını bu yapıda görüyoruz. Bugün burası otel.
- Mimar Kemaleddin'in Ankara'daki ilk yapılarından birisi Ankara Palas yabancı misyonun kalacağı yer olması için yapılıyor. Büyük balo salonu, lobisi var. Kaliteli bir otel hizmeti veriyor.
- Uygulanmayan çok projesi ver. 1.Dünya savaşı öncesi Almanlarla dostluğu var. Osmanlı Berlin'de bir hastane yapmak istiyor. Hamidiye hastanesi onun projelerini Kemaleddin bey'e yaptırıyorlar. Fakat uygulanmıyor.
- Kemaleddin bey 1927'de vefat ediyor.
- Bu alanda önemli bir diğer isim Mimar Vedat Tek ikisinin farkı şu Kemaleddin bey orta düzey bir aileden geliyor. Burslar ile okumuş. Kendisini yetiştirmiş ve devlet kurumlarında çalışmıştır. Vedat Tek saraylı zengin bir aileden geliyor. Dolayısıyla her zaman saraya yakın olmuş.
5.BÖLÜM (2 Nisan 2019)
- Mimar Vedat Tek Bey'in Yaşamı ve Eserleri
- Mimar Vedat Tek, Kemaleddin bey gibi Ulusal mimarinin en önemli figürlerinden birisidir. 1873 yılında doğmuş. Babası Giritli Sırrı Paşa, birçok Osmanlı vilayetinde valilik yapmış üst düzey bir bürokratdır. Annesi şair ve bestekar Leyla Saz'dır. İlk kadın şairlerden birisidir. Osmanlı sarayında yetişmiş rumca ve fransızca öğrenmiştir. Batılı yaşam tarzını benimsemiş.
- Vedat bey Mektebi Sultani'de Lise 2'ye kadar okuyor. Bugünki Galatasary Lisesi, daha sonra Paris'de eğitimini tamamlıyor. Mimarlık eğitimi almak istediğinde babası karşı çıkıyor. Bunun üzerine burs programına başvuruyor. Paris Güzel Sanatlar Akademisi'nde Beaux-Arts burs kazanıyor. 1898 yılında İstanbul'a dönüyor. Önce Sirkeci'de bir ofis açıyor. 1899 tarihinde Sanayi Nefise Mektebi'ne sanat tarihi hocası olarak atanıyor. Hemen ardından Şehri Emanet İmar Md'lüğüne atanıyor.
- İzmit Saat Kulesi, Kastamonu Hükümet Konağı ilk çalışmaları olarak karşımıza çıkıyor. İlk çalışmalarında Osmanlı mimarisini analiz ediyor. Ahşap konaklar yapıyor. İzmit Saat Kulesi daha Ulusal mimari tarzda olmamış. Abdülhamit'in 25. culüs yıldönümü için ülkenin heryerine dikilen saat kulesi. Kemerler Elhamra sarayında karşımıza çıkıyor, sütun dizilimi daha mimari uslübun olşmadığını, vazo çiçekler avrupa da olan, Kastamonu Hükümut Konağı her kat penceresi farklı düzenlenmiş, saçaklar, giriş yükseltiliyor merdivenle, yüksek bir bodrum, Türk evlerinde de gördüğümüz çıkmalı düzen bunu daha sonraki binalarda da görüyoruz. Yeni bir mimari dil arama adına önemli.
- Postane binası telgraf hizmetlerinin artmasıyla 1903-1908 yıllarında 90x40 mt boyutlarında büyük bir bina, önünde meydan olmadığı için çok algılanamıyor. Bittikten sonra devletin prestij yapısı, bu dönem yapıları hep cepheden, mimaride çeşitli parametreler vardır, fonksiyon, iç mekan, o dönem de mimarlık yaklaşımı cepheye bakar, yapı abidevi ama kullanışlı değil, odalar çok küçük, yüksek merdiven, yüzeyinde sutünceler, kullanılan süsleme bizim unsurlar, sivri kemer, pencereler ayrı formda, çıkmalar, arsanın kullanımı çok iyi, çini kullanımı, merdiven trabzanlarında yıldız motif,
- Belediyedeki görevi sırasında Yenikapı kantar müdiriyeti, Karaköy rıhtım da Deniz han onarımını gerçekleştiriyor. Paşa Limanı İstenbey Yalısı ilk büro açtığında orada Art Nouveau etkisi görülüyor.
- Zeynep Hanım Konağı işlevlendirme projesi yapıyor. Konak yetim çocuklar için dönüştürülmüş. 1939 da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine devrediliyor. Ahşap bir konak olduğu için günümüze kalmamıştır. Fındıklı daki iki konağı son Osmanlı Mebusan Meclisine dönüştüren Vedat bey'dir. 1940'lı yıllarda yanıyor. Daha sonra tekrar yapılıyor. Dış duvarlar kalıyor. Binanın içi bütün planlaması sonradan yapılıyor.
- Defteri Hakani Binası (Tapu Kadastro Binası), Kastamonu Hükümet Konağı'nın plan şemasının biraz daha gelişmiş hali, 1908 yılında betonarme malzeme kullanılıyor. Cephe de bu tarz çıkmalar, her kat ayrı pencere, saçaklar, cephede çini kullanımı, kemer yüzeylerinin dekoratif unsurlarla bezenmesi, iç mekanda kalemişi kullanımı,
- V.Mehmet Reşat padişah olunca baş mimar oluyor. Beşiktaş stadının yerinde has ahırlar var. Onarımı yapıyor. Dolmabahçe sarayına ek binalar yapıyor. Kış bahçesi gibi.
- Vedat bey'in kendi evi cephe çizimini kendisi yapıyor. Nişantaşında yapının inşa edildiği arsa çok yeterli değil Vedat bey çıkmalarla her tarafını aydınlattığı gibi yapıda genişlemiş. İç mekanda kalemişleri, merdiven trabzanları kendisi tasarlamış, üst katlar büro olarak kullanılıyor,
- Tayyare şehitleri abidesi, bir anıt olarak karşımıza çıkıyor. 1914'de yapılıyor. Osmanlının ilk uçuş denemeleri, bu anıtta rölyef şeklinde beyazıt kulesi, serasker kapısı, mısır da düştüğü için piramitler yer alıyor. Alt kısımda rumi, palmetler, yası ifade eden kırık sütun
- Cemil Topuzlu Köşkü, Enver Paşa Köşkü yaptığı diğer sivil mimari uygulamaları
- 1915-1922 arasında serbest mimar olarak ticari yapılara yöneliyor. Serbest yapılarında betonarme, karkas sistemi kullanıyor.
- Sirkeci de Liman han süslü bir yapıdır. Yapı deniz tarafına doğru eğimli, cephelerinde farklı pencere kullanımı, çini kullanımı, altı dükkan, üstü ticari ofis, saçak düzenlemesi özgün, kemer düzenlemesi, çini kullanımı, süsleme unsurları ulusal mimari yapıları
- Muradiye üçgen biçimli pencereler Art Deco,
- Moda iskelesi bugün restaurant olarak kullanılıyor. Sütlüce Mezbahanesi
- Şadiye Sultan Apartmanı her kat bir fonksiyona hizmet eden bir uygulama, Nevizade Tütün deposu betonarme tuğla karışık olarak iç mekanda ahşap kirişler, tütünü havalandırmak için
- Ankara ya çağırılıyor. Cumhurbaşkanı köşkünü büyütme işi, Ankara Palas tasarımı ve başlangıcı, 2. Meclis binası, hükümet ile anlaşamıyor finans sorunları var 1922-23 yıllarında
- Ankaradan İstanbula dönünce Ulusal mimari değil Art Deco tarzında çalışmalar yapıyor. Güneş Apartmanı,
6.BÖLÜM (9 Nisan 2019)
- Milli mimarinin baş aktörleri Kemaleddin bey, Vedat bey
- Mimar Giulio Mongeri
- Türkçülük akımının yükselmesi ile Neo klasik, Eklektik tarzda eğitim Vallaury Sanayi Nefise Mektebindeki görevi bırakmasıyla birlikte Giulio Mongeri'nin yerine geçmesiyle devam etmiştir. Mongeri son sınıfta Osmanlı Türk eserlerini incelemeye başlamış. Bu araştırması Ankara'nın başkent olması sonrasında milli mimari tarzında yapılar yapmasına yöneltiyor.
- 19.yy. ortalarında İtalya'dan İstanbul'a gelen levanten bir ailenin çocuğu olan Mongeri Milano'da Akademi de eğitim görmüş. Kendi hocası restorasyon uzmanı, İstanbul da yaptığı ilk yapılarda Ulusalcılığı barındırmıyor Neo Klasik tarzda yapılar yapıyor 1905'de yaptığı İtalyan Sefareti Neo klasik anlayışı, 1909 da Generali Han Neo Klasik ve Neo Rönesans, En bilinen eseri St.Antuan Kilisesi azınlıkların kimlik yaratmaya çalıştığı Beyoğlu bölgesinde her azınlığın kendine ait okul kilise açma çabası var. Bu aşamada Katoliklerin böyle bir talebi oluyor. Kendi mimari anlayışlarına uygun Neo Gotik tarzda inşa ettiriyorlar. 1912 yılında yapılıyor. Sanayi Nefise Mektebinde hoca olan Mongeri'nin kariyerinde söylentilere neden oluyor. Öğrenciler Ulusalcı düşünce gelişiyor. Bize Roma'dan değil Selimiye, Süleymaniy'den ilham alacak hocalar lazım diyor.
- 1920'de Karaköy Palas, 1922'de Maçka Palas yapılıyor. Karaköy Palas'de Neo klasik etkiler görülmekle birlikte farklı olarak Anadolu'ya özgü Bizans etkisi.
- Bankalar caddesi üzerinde temsilcilikleri Osmanlı Bankası Cumhuriyet'in ilk dönemleri merkez bankası görevini üstlenmiştir. Yabancı sermayeli yapıdır. Bu bölgedeki ticari atmosferi gösteriyor.
- Ankara da yaptığı ilk yapı Osmanlı Bankası Ankara şubesi istanbul daki bankalar caddesi gibi Ankara da ticari merkez oluşturuluyor. Ulusal mimari özellikleri gösteriyor. Pencereler, çıkma, cephe hareketlenmesi, her kat ayrıca tasarlanmış, penci kemer sivri kemer,
- 1926-29 yılları arasında Ziraat Bankası Genel Müdürlük binası Mithat Paşa tarafından 19.yy'da kuruluyor. Sandık bir nevi sigorta işlevi görüyor. Kırım dan gelen göçmenleri Tuna valisi Mithat Paşa yerleşik hale getirmek için kredi veriliyor.
- Ankara daki İnhisarlar Tekel Başmüdürlüğü
- İş Bankası Genel Müdürlük binası iç mekanında ortada cam ve metal ile ayrılmış ışık alan cepheleride diğer yapılarla aynı ulusal mimari tarzda ve Taş Han
- Taksim deki Cumhuriyet anıtı 1928 yılında açılıyor. Buranın çevre düzenlemesini yapar.
- Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu
- 1888-1982 yılları arasında
- 1908-1912 tarihleri arasında Vallaury öğrencisi olarak Nefisei Mektebi Sanayi'de öğrenim görüyor. Daha sonra Mongeri'nin öğrencisi oluyor. Okul bitince Kafkas cephesinde subay olarak savaşmaya gidiyor. Bu dönemde Erzurum İttihat ve Terakki binasını inşa ediyor.
- Savaş bitince İstanbul'a dönüyor. Sonra Ankara'ya geçip Evkaf Vekaletinde görev alıyor.
- Ak köprü yakınlarında biriket fabrikası açıyor. Devlete malzeme vermeye başlıyor.
- 1926 yılında Etnografya Müzesini yapıyor. Giriş kısmında yüksek merdivenler, pencere düzeni, giriş de bir hall var.
- Türk Ocağı binası kültürel etkinlikleri bir çatı altında değerlendirmek. Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu'na birer oda veriliyor. Opera, Uluslararası kongreler bu binada yapılıyor. Ankara Resim Heykel müzesi olarak kullanılıyor.
- Ankara Çocuk Esirgeme Binası
- Bursa Teyyare Sineması 1930'larda Art Deco'ya giden tasarım anlayışı
- Mimar Muzaffer
- Bir başka Ulusal mimari tarzında çalışan mimar, Vedat bey saray başmimarı olunca o da Posta Telgraf idaresinin mimarı oluyor. Posta pullarının tasarımını yapıyor.
- 1909'da Abidevi Hürriyet anıtını yapıyor.
- Konya'da vilayet mimarı olunca 1926'da Ziraat anıtını yapıyor.
- Konya Dar-ül Muallimat Kız Öğrenci Lisesi, bugün Selçuk Üniversitesi Rektörlük binası olarak kullanılıyor.
- Konya İl genel meclis binası
- 1920 yılında 37 yaşında vefat ediyor. Bu nedenle yapı sayısı sınırlı
- Ali Talat Bey
- 1869'da İstanbul'da doğmuş. Sanayi Nefise Mektebini sonra 1895'de Hendese-i Mektebiye'yi birincilikle bitirmiş. Mimarlık fakültesinde asistan oluyor. En önemli yanı nazariye yanının iyi olması, kitapları var Ahşap mimarlık, kergi inşatı, fenni mimari şekilleri gibi
- Beşiktaş İskelesi, gişe kısmı kütahya çinileri ile kaplı
- Eski İETT garajı, milli mimari tarzında
- Mimar Tahsin Servet İzmir Milli Kütüphane'yi yapan kişi
- Burhanettin Tamcı'nın Ankara Gazi Paşa İstasyon Binası, kemerli bir giriş yandan çıkmalar simetrik bir düzenleme Beşiktaş iskelesine çok benziyor.
- Bu mimarlardan başlıca milli mimari tarzında çalışmış olanlar Kemalettin Bey, Vedat Bey, Mongeri, Arif Hikmet Koyunoğlu bunlar en bildiğimiz en fazla yapı yapanlar. Onlar dışında milli mimari tarzda çalışan mimarlar Terziyanın 1 yapısını biliyoruz sayıları çok az. Kimisi ilk dönem mimarlığında yapmış sonra tarzını değiştirmiş ama Ekrem Hakkı Ayverdi gibi ömür boyunca milli mimari tarzda çalışan kişiler de var.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)